Cuma, Kasım 21, 2008

Yağmur ve Şemsiye

Güneşin bolca yüzünü gösterdiği bir şehirde büyümüş olmama rağmen yağmurda şemsiye ile dolaşmayı seviyorum, hatta size ilginç gelebilir ama çiseleyen değil de, şemsiye üzerine düştüğünde sesi duyulan yağmuru daha çok seviyorum.

Artık koyu renk şemsiyelerden sıkıldım. Her yerde kolaylıkla bulabilceğiniz şeffaf plastikten yapılmış şemsiyelerden ben de bir tane aldım, böylelikle şemsiye altındayken etraf daha da karanlık olmuyor. Hem etrafı daha rahat görüyorum, hem de yağmurun keyfini daha çok çıkartıyorum. Aslında şemsiye bence çanta, şapka gibi çok şık bir aksesuar, ama pek hakkını verdiğimiz söylenemez. Internette dolaşırken bu siteye denk geldim, harika şemsiyeler var, hepsinden istiyorummmm.


Perşembe, Ekim 09, 2008

Ikea Hacker

IKEA'yı gezmeyi çok seviyorum, örnek döşenmiş evler ve köşelerde kendi evinize uygulayabileceğiniz değişik dekorasyon fikirleri edinebiliyorsunuz. Özellikle ev için alıknacak küçük ıvır zıvırları genelde uygun fiyatlara bulmak mümkün.

İnternette dolaşırken Ikea Hacker diye bir blog'a rastladım. Bu blogda genellikle Ikea'dan alınmış ürünlerin, amacı dışında ya da değişiklik yapılacak nasıl kullanıldığına dair örnekler var.

Örneğin metal salata kaseleri ters çevrilip dekoratif obje olarak kullanılmış, hatta bu önerinin sahibi de bir Türk :)

Ya da bambu storlardan yatak başucuna süs yapmışlar. Fırsatınız olursa bu blog'a göz atmanızı öneririm.

Çarşamba, Eylül 10, 2008

Mola mı?

Nerdeyse koca bir yaz benden hiç ses çıkmadı değil mi?

Aslında hep buralardaydım, ara ara yazmaya çalıştım, ama elim klavyeye değdiğinde nedense ilk bir kaç sözcükten sonra devamı gelmedi.

Blog yazmak sanki bir hobiden çok görev gibi olmaya başlamıştı. Yazdığım yazıların, bilgilerin dolu dolu ve doğru olmasına dikkat etmek, doğru cümleler kurup, dilbilgisini mümkün olduğunca doğru kullanmaya çalışmak için çok zaman ve emek harcıyordum. Buna bir de sıcaklar eklenince akşamları eve gelince bilgisayar başına oturmayı canım hiç istemedi.

Havalar çok sıcak, ha serinledi serinleyecek derken koca bir yaz geçti, mevsimlerden sonbahara girdik, hatta eylülün ilk 10 günü bile bitti.
Blogu kapatmıyorum, ne kadar sıklıkla yazabilirim, onu da bilmiyorum, ama ara ara yeni bir şeyler yazmış mıyım diye uğramayı ihmal etmeyin olur mu?

Sevgiler

Perşembe, Temmuz 03, 2008

2 Film


Haftasonu yaklaşıyor ya, şöyle eğlecelik, çıtır çerez, fazla kafa yormayan bir film izleyelim diyorsanız sıcak, eğlenceli ve romantik bir film olan Altın Şans (Fool's Gold) tam size göre.


Daha değişik bir film olsun derseniz 2002 yapımı biraz eski bir film olan Tarafsız Bölge'yi öneririm. 2002'de gösterimdeyken yakın bir arkadaşım izlemişti ve çok beğendiğini söylemişti, o zamanlar DVD'ler bu kadar yaygın olmadığı için bir türlü izleme fırsatım olmamıştı. Filmin üzerinden çok zaman geçmiş olmasına rağmen konusu kesinlikle güncelliğini kaybetmemiş.

İzlerken ağlasak mı gülsek mi arasında gidip geliyorsunuz, insanın içi acıyor. Filmin sonunda ise şaşkın şaşkın ekrana bakakalıyorsunuz.

Mutlaka izlenmesi gereken bir film, mümkünse filmi orjinal seslendirme ile önerilir.




Salı, Haziran 03, 2008

Bozcaada

19 mayısın pazartesiye denk gelmesi sayesinde 3 günlük küçük bir gezi yapalım dedik, cuma akşamı Bozcaada'ya doğru yola çıktık. Gece olduğu için yolculuk biraz zor oldu, ama sabah Geyikli iskelesine varınca denizin sakin görüntüsü bütün yorgunluğumuzu aldı, gezi heyecanıyla uykumuz açıldı.

Feribotun saatini beklerken sahildeki çay bahçelerinden birinde miskokulu domates, halis ezine peyniri ve nefis zeytin ile kahvaltımızı yaptık.

Yaklaşık 45 dakikalık feribot yolculuğundan sonra adaya vardık, ilk iş olarak Nazire teyze ve ailesinin işlettiği Aksoy pansiyona gidip mayolarımızı giyip ada plajlarına yola çıkmak oldu. Aylardan mayıs olmasına rağmen çok şanslıyız hava çok güzeldi, güneşliydi Bol bol fotoğraf çektik, adanın sokaklarında dolaştık, susadıkça Çınaltı kahvesine gidip ev yapımı limonata içtik.


Karpuz kapuğu 19 mayısta denize düşmüş müydü bilemiyorum, ama deniz sezonunu açtık. Bozcaada SIT alanı olduğu için işletmesi olan çok az plaj var. Eğer kendi özel aracınız varsa ve sadece dalıp çıkarım diyorsanız Akvaryum koyuna kesin gitmelisiniz. Ama yiyecek bir şeyler, soyunma kabini gibi hizmetler olsun istiyorsanız o zaman Ayazma plajınıdeneyin, ayaklarınız suyun içinde rahatlıkla yürüyebileceğiniz güzel kumlu bir sahili var. Her iki plajda da deniz tertemiz ve kumlu. Akvaryum koyu daha küçük ve yosunlu olan yerlerde dikkate edin, deniz kestanesine denk gelebilirsiniz.

Öğle yemeği için Ayazma'daki Vahit'in yerine oturduk, yemek menüsü geniş, zeytinyağlılarını kesinlikle öneririm, deniz börülcesine benzeyen limonotu kesinlikle çok lezzetliydi, tüm tabaüı ben yedim :)

Her iki plajda da deniz buzzzzz. Girip girmemek konusundaçok tereddüt eddikten sonra baktım olmayacak, birden suya atlayıverdim, bence en iyisi böyle, zaten su o kadar soğuk ki bir süre sonra vücut uyuşuyor, soğukluğunu hissetmiyorsunuz :)

Günbatımını izlemek izin rüzgal güllerinin olduğu Polente tepesine gittik, bulutlar nedeniyle tam kıpkırmızı bir gökyüzü olmasa manzara çok güzeldi.

Akşam yemeği için sahildeki balık restoranlarını deneyebilirsiniz, Vahit'in kardeşinin işlettiği Faik'in yerinde balık ve ada mezelerinden yedik.

Ada Cafe'yi ve yemeklerini ısrarla tavsiye ediyorum; ada böreği,otlu börek, ahtapotlu mücver, zeytinyağlı gelincik, gelincik şerbeti... Biz 5 kişi oturduk, bir çok çeşit söyleyip az az hepsinin tadına baktık. Ahtapotlu mücverin tadı damağımda kaldı. Dönüş yolunda bir de Tekirdağ köftesi yedik, 3 günde 1.5 kilo alıp geldim :)


İşte karşınızda Nazire Teyze'nin ev yapımı reçelleri: gelincik reçeli, karpuz kabuğu reçeli, gül reçeli, incir reçeli, domates reçeli, ayva reçeli, ...


Perşembe, Mayıs 22, 2008

Berlin-4

19 mayıs'ın tatil olması nedeniyle 3 günlük küçük bir gezi yaptık, gezdiğimiz yerleri anlatmak için sabırsızlanıyorum, ama önce Berlin'i bitirmeliyim. Bugün Berlin'le ilgili bir kaç nokta ve ipucunu yazdıktan sonra bu gezi dosyasını kapatalım, yenisinin vakti geldi de geçiyor bile :)

  • Biz bir hafta kaldığımız için metro ve otobüslerin hepsinde 1 hafta geçerli olan Wochenkarte aldık, ayrıca günlük (Tageskarte) ve 6 duraklık gibi başka kartlar da var.

  • Metro ve otobüs hatları çok güzel, taksiye binmeniz hiç gerek kalmıyor. Hatta metroyu bile çok az kullandım, M100 ve M200 diye 2 otobüs hattı var, hemen hemen 5-10 dakikada bir kalkıyorlar, çift katlı olduğu için üst kattaki ön sıralar turistlerce çok popüler.

  • M100 ve M200 Zoo'nun ordaki büyük otobüs durağından hareketle yola çıkıyor. Biz Ku'damm'da kaldığımız için sabahları genellikle gidip ilk duraktan bindiğim için üst kattaki ön koltuğa oturma şansım oluyordu.

  • Durakların üzerindeki dijital panolarda o hattan geçen otobüslerin kaç dakika içinde orada olacağı yazıyor ve gerçekten de otobüs orda oluyor. Eğer erken geldiyse zamanını doldurup bir sonraki durağa öyle devam ediyor.

  • Eğer çok zamanınız varsa otobüslerle şehri rahatlıkla gezebilirsiniz, ama zamanım az derseniz 1.5-2 saatlik gezi otobüslerine binip önemli turistik noktaları sesli rehberi dinleyerek gezebilirsiniz.

  • Zoo demişken m100 ve m200'un Zoo'daki son durağında indikten sonra yolun hemen karşısında Ullrich markete uğrayıp su, bisküvi vs gibi alışveriş yapabilirsiniz. Pazar dahil, akşam 10'a kadar açık.
  • Özellikle Almanya'da marketlerde poşet kullanımı dikkatimi çekti: Alışveriş sonunda size naylon poşet verilmiyor, eğer isterseniz 0.15 euro ödeyerek alabiliyorsunuz. Çevreci yaklaşımdan dolayı çok şeker bez alışveriş çantaları satılıyor.

  • Berlin'den pek alışveriş yapmadım, artık hemen hemen her marka Türkiye'de var ve ordaki fiyatlar burdan çok da ucuz değil. Burda hem taksit yapabiliyorsunuz, hem de puan kazanıyorsunuz. Arkadaşlarımın ısrarla bakmamı söyledikleri H&M'in nerdeyse her adım başı mağazası var, kıyafet tarzını Mango ve Zara'ya benzetebiliriz. Balık etinden hallice ve hafif bir göbeğim olduğu için H&M'deki kıyafetler pek bana uymadı, ayrıca adım başı olan mağazaların hepsi çok kalabalık olduğu için kıyafet denemek için sabrım yetmedi, onun yerine sokaklarda dolaşmak daha cazip geldi. Zaten tişortlerin etiketlerinin çoğunda Made in Turkey yazıyor :)

  • Kurfürstendamm'daki KaDeWe mağazasının solunda sokak içinde Idee mağazası ve Wertheim'in en alt katı hobi meraklılarına duyrulur. Yün, şiş, ahşap, resim malzemeleri, kurdele, kumaş, boya,... elişi hobileriyle aklınıza ne gelirse toplanmış. Çok güzel şeyler olmakla beraber sanki Eminönü'nde daha fazla çeşit var.

  • Dükkanlar genelde hafta içi saat 20:00'de, cuma ve ctesi ise 21:00'de kapanıyor, pazarları pek açık mağaza yok, eğer alışveriş planınız varsa bu saatler aklınızda olsun.

  • C&A'nın civarındaki oradaki büfeleri genelde Türkler işletiyor, C&A arkanızda kalacak şekilde Johimstrasse'den karşıya geçin, oradaki büfede Saka su bulabilirsiniz, 1 euro. Ullrich markette (su : 0.25 euro, pet şişe ücreti: 0.29 euro ) 0.54 euroya küçük nestle su alabilirsiniz. Bunun dışında Gerolsteiner, Volvic markalı sular benim damak zevkime pek uygun değil. Su deyince genelde bizim soda dediğimiz su içiliyor. Wasser mit Gase ( gazlı yani soda ), Wasser ohne Gase ( gazsız yani bizim bildiğimiz ) diye su isteyebilirsiniz.

Pazar, Mayıs 11, 2008

Berlin-3

Kurfürstendamm bölgesine yakın bir otelde kaldık, alışveriş, ulaşım ve yemek açısından çok rahat ettik.

Restoranlardaki fiyatlardan da söz etmek istiyorum, ancak McDonalds'taki standart bir menünün fiyatını - 7 euro - baz alırsak karşılaştırma açısından daha doğru olur.

  • Wittenbergplatz'da KADEWE (Kaufhaus Des Westens) diye çok katlı bir alışveriş merkezi var, haftaiçi akşam 8'e, haftasonları da 9'a kadar açık. Kıyafet bölümlerinde pek dolaşmadım, ev tekstili ve mutfak eşyalarının olduğu katları gezmek daha eğlenceli oluyor. KADEWE'nin en üst katındaki gurme bölümüne mutlaka uğrayın, normal marketlerde göremeyeceğiniz, birbirinden farklı sos, makarna, peynir, çikolata, çay, kahve çeşidi var. Ayrıca yine bu kattaki bar şeklinde restoranlarda yemek de yiyebilirsiniz. Bir çeşit yemek ve içeceğin fiyatı ortalama 10-12 euro civarında.

  • Kaldığımız otelde kahvaltı dahil değildi, sabahları zaman kaybetmemek için ben de kruvasan ve kahve ile kahvaltı yaptım, adımbaşı Tchibo var ve pastanelerin hemen hepsinde bu şekilde kahvaltı yapmak mümkün, bazılarında taze sıkma postakal suyu da bulabilirsiniz. Ku'damm (Kurfürstendamm)daki Kranzlereck'in ordaki Wiener Feinbäckerei Heberer pastanesine içinde taze peynir olan kruvasan buldum, bu şekilde kahvaltı daha keyifli oldu. Burda aynıca minik minik ekmekler ve soğuk sandviç de satılıyor, benim favorim pesto soslu ve taze peynirli sandiç, pesto sosu bu şekilde denemenizi öneririm. Sade kruvasanın fiyatı 0.80 euro, peynirli olursa 1.1o euro.

  • Yine Kranzlereck bölgesinde taze sıkma meyve suyu yapan bir yer var, vitamin açığını kapatmak için harika bir yer. Küçük boy bardak 2.90 euro, orta boy, 3.90 euro. Aynı fiyatlara karışık hazır meyve salatası da alabilirsiz, bu şekilde meyvelerin liflerinden de faydalanmış olursunuz.


  • Daha önce söz ettiğim gibi müzelerdeki restoran ve cafelerde yemekler ve fiyatları çok başarılı. Bergama müzesinin ordaki cafede sebzeli lazanya söylemiştim, porsiyon o kadar büyüktü ki, katlarını açıp aralarındaki sebzeleri açıp öyle yedim. Kola ve lazanya için 8.9 euro ödedim.

  • Akşam yemeğinde biraz salata yemek isterseniz bifteği ile iddialı Meksika restoranı Maredo'yu öneririm. 4.60 euro'ya tek seferlik, 6.50 euroya sınırsız açık büfe salata alabilirsiniz. Salata büfesinde haşlanmış brokoli, biber, taze soğan, marul, rendelenmiş havuç, cherry domates gibi lezzetli sebzeler bulabilirsiniz.

  • Biraz daha özel bir restoran olarak KADEWE'nin yanındaki meydanda garsonlarının Türk olduğu ve muhtemelen işletmecisinin de Türk olduğunu düşündüğüm İtalyan restoranı Cafe Mola'yı ve brokoli ve peynirli pizzasını tavsiye ederim.

  • Uzun bir yürüş sonrasında kendinize ödüllendirmek için Unter den Linden bölgesindeki OpernCafe'de biribirinden kalorili pastalar arasından kendinize bir dilim ısmarlayabilirsiniz, benim seçimim Sachertorte oldu :)