Salı, Şubat 19, 2008

Susam Sokağından Gıdıkla Beni Elmo

Geçen hafta bir akşam yakın arkadaşlarımıza çay içmeye uğradık. Bize heyecanla yeni oyuncaklarını gösterdiler : Susam sokağının sevimli karakteri Elmo çılgın bir oyuncak olarak karşımızdaydı. Ani hareketleri ve sesi nedeniyle çocuklara göre bir oyuncak olup olmadığını bilemiyorum, ama 30-35 yaş grubunun severek izlediğini söyleyebilirim.

Üstteki videodan Elmo'nun marifetlerini izleyebilirsiniz.

Pazartesi, Şubat 18, 2008

Mezura bileklik

Bugün Etsy'de dolaşırken üstteki bilekliği gördüm, fikir olarak çok hoşuma gitti, sizlerle paylaşmak istedim.

Çarşamba, Şubat 13, 2008

Tiyatro : Oyunun Oyunu

2 hafta kadar önce hain virüslerin saldırısına maruz kaldığım için iyileşene kadar hep evdeydik. Neyse ki bu hafta biraz daha iyiyim, hafif bir öksürük kaldı şimdilik.

Geçtiğimiz cumartesi akşamı değişik bir şeyler yapalım derken Beşiktaş Kültür merkezinde Yasemin Yalçın'ın 12 yıl aradan sonra ilk defa sahneye çıktığı Oyunun Oyunu adlı oyuna gitmeye karar verdik. Çok eğlenceliydi, bir oyunun nasıl hazırlandığı, aslında oyun sırasında sahne arkasında neler olduğu komik bir dille anlatılıyor.

Aklınızdaki her şeyi kapının dışında bırakıp öyle tiyatroya girin, esprilerin keyfini çıkartıp, karnınız ağrıyana kadar gülebilirsiniz.


Sevgiler

Perşembe, Ocak 24, 2008

Blog kopyacıları

Bu akşam aslında bu yakınlarda üzerinde uğraştığım örgülerle ilgili yazacaktım. Ama internette dolaşırken 2 hırsız siteye rastlayınca tüm yazma hevesim kaçtı.

Benim zaman harcayarak belki birilerinin işine yarar, faydalı olurum diye yazdığım, uğraştığım bir çok yazımı kendi sayfalarına kopyalamış bu 2 site. İnsana bu kadar da olmaz ki dedirtecek derecede kopyacılar. Bu sitelerden birinde yazılarım ve hatta bir çok başka blogun yazıları birebir, hiç bir kaynak göstermeden, kopyalanıyor. Diğer sitede ise sadece siteye hit çekecek şekilde yazı tamamen ya da bir kısmı kopyalanmış.

Daha çok hit almalarına neden olmamak için burda linkleri vermiyorum, zaten onların da istedikleri bu.

Pazartesi, Ocak 21, 2008

Mozaik pasta


Dün akşam yakın arkadaşlarımız bi çay içmek için uğradılar. Çayın yanına ne ikram etsem derken, herkesin bayıla bayıla yediği mozaik pastadan yapmaya karar verdik. Beyler salonda otururken (! iki taşın arasında televizyona PS2 bağlamışlar !) bayanlar hemen petibör bisküvileri kırmaya yardım ettiler.

Eğer yumurtasız, tereyağsız, ama bol kakaolu olsun diyorsabız, bu tarif tam size göre.

Malzemeler:
* 1 su bardağı süt ( tam dolu değil, 1 parmak az)
* 1/2 su bardağından biraz fazla toz şeker
* 1 çay bardağı fındık yağı
* 3 (tepeleme) yemek kaşığı kakao
* 1 paket petibör
* 1/2 su bardağı elle kırılmış ceviz ( antep fıstığı da güzel oluyor )

Yapılışı:
* Bir cezvede sütü ılıtarak şekeri eritin. Sütün çok ısınmamasına dikkat edin, burda amacımız toz şekerin erimesi. Eğer süt çok ısındıysa ılınmasını bekleyin.
* Yavaş yavaş kakaoyu ekleyip kakaonun iyice eritecek şekilde yavaş yavaş çırpıyoruz. En son yağı ekliyoruz.
* Derin bir kaptaki ufak ufak kırılmış bisküvi-cevize karışımımızı ekleyip karıştırıyoruz.
* Buzdolabının buzluğunda en az 2 saat bekletiyoruz.
Biz ancak bir saat sabredebildik, yine de hafifçe katılaşmış pastamız çok lezzetliydi. Ama bir gün sonra yediğimiz son dilim daha lezzetliydi, acaba bir gece bekleyip bisküviler yumuşadığı için mi? yoksa son dilim olduğu için mi?

Cumartesi, Ocak 19, 2008

Haftasonu için film önerileri



Dadım Aşık filmi kesinlikle haftasonu için ideal, çok eğlenceli. Ama konusu biraz bayanlara yönelik, erkekler sıkılabilir, haberiniz olsun :)

Ferzan Özpetek'in Bir Ömür Yetmez adlı filmini uzun zamandır izlemek istiyordum, nihayet bu hafta fırsat bulabildim. Aslında çok güzel bir film, anlattığı öyküyle içinizi ısıtıyor, yüzünüzü gülümsetiyor, ama Cahil Periler ve Kutsal Yürek kadar etkileyici bulmadım nedense. Yine de izlenmeye değer.

Cumartesi, Ocak 05, 2008

Arı Filmi ve Kabadayı

Arı filmi'nden yüzümüzde tebessümle haftanın yorgunluğunu üzerimizden atmış, gevşemiş bir şekilde çıktık. Sevimli bir film olduğunu söyleyebilirim. Filmin kahramanı arıyı Cem Yılmaz'ın seslendirmiş, ancak Cem Yılmaz'ın kendi kimliği kesinlikle öne çıkmıyor, hatta bu ses onun mu diye düşündüğüm bile oldu.

Bu haftaki diğer filmimiz ise Şener Şen'in son filmi Kabadayı. Aslında filmi sadece Şener Şen'e mal etmek diğer oyunculara haksızlık olur. Rasim Öztekin, Kenan İmirzalıoğlu ve İsmail Hacıoğlu'nun oyunculukları kesinlikle dikkat çekici. Genç oyuncu İsmail Hacıoğlu'nun şimdiye kadar oynadığı filmleri düşünürsek gelecekte Türkiye'nin önemli oyuncularından olacağını düşünüyorum. Emekli kabadayı Ali Osman'ın bu alemden arkadaşları da özenle seçilmiş, rollerine yakışan tecrübeli oyunculardı. Konu çok ilginç değildi aslında, yine de 3 saat boyunca sıkıldığım bir an bile olmadı.

Cuma, Ocak 04, 2008

Kırmızı rugan çantam

Bu aralar bana bi haller oldu, yeni yeni makyaj malzemeleri, saten/simli bluzlar derken nihayet modaya iyiye uyup Mudo'daki indirimden ben de kendime büyük bir çanta aldım, hem kırmızı hem de rugan :)

Yine tam modayı yakalayamadım sanırım, bu sene bavul gibi daha büyük çantalar modaymış.

Neyse ben çantamı seviyorum, mantonum ya da ayakkabılarımın rengine uyup uymamasına aldırmadan her gün kullanıyorum. Havaların iyice soğuduğu bu günlerde büyük çanta kullanmak iyi bi şeymiş. Atkı, bere, eldiven ve hatta şemsiye bile sığıyor, yaşasın büyük çanta modası !!!

Pazartesi, Aralık 31, 2007

Yeni yıl


Sevdiklerinizle beraber mutlu, sağlıklı, huzurlu ve güzelliklerle dolu bir yıl geçirmeniz dileğiyle...




Çarşamba, Aralık 26, 2007

Kitaplar kitaplar...


4.5 günlük bayram tatili için DNR'in online alışveriş sitesinden kitap sipariş ettik. Eğer internetten kitap almayı seviyorsanız bu siteye göz atmanızı öneririm. Bazı kitaplarda %27-%50 arası ciddi indirimler olabiliyor. Eğer güncel kitaplardan sipariş ederseniz, kitaplar en geç 2-3 iş günü içerisinde elinizde oluyor.

Bakalım kitap menümüzde neler var?

Harry Potter ve Ölüm Yadigarları : bir solukta bitti, bu gerçekten serinin son kitabı, haberiniz olsun.

Türkleri Anlama Kılavuzu : eğer bu kitabı alırsanız, 2.yi almanıza gerek yok, bu kitap tamamını kapsıyor. Kitapta ilginç tespitler var, okurken kendiniz çok şey bulup eğlenebilirsiniz, tam tatil kitabi. Arka kapağından alıntı;

Madde 39- "Misafirlere hoş geldin dedin mi?.." çocuğa yaşatılacak en büyük kabuslardan biridir... Gelen misafire, ebeveyne göstere göstere "hoş geldin" deyip, kabustan kurtulmak gerekir...

Madde 60- Düğün salonunda halay ekibi, önce pistte çember oluşturarak coşar. Ardından masaların arasından geçerek halaya yeni kişiler alınır. En sonunda düğün salonunun duvarları boyunca halay çekilir. Ve nihayet halaydan kopmalar başlar... Halay ekibi dağılsa da, 2-3 kişi şuurunu kaybetmiş şekilde halay çekmeye devam eder... Çok sonra anlaşılır ekibin dağıldığı...

Madde 72- Belediyenin yaptığı kazı çalışmalarında kullanılan iş makineleri, etrafında kalabılığın toplanmasını sağlar. İş makinelerinin temposuna hayran olan fertler, saatlerce kazı çalışmalarını seyredebilirler... Bazılarının çalışmaya katılıp "topla gel, indir, kaldır, hoppp dur"... demesine az kalmıştır...

Veda - Esir Şehirde Bir Konak : Diğer Ayşe Kulin kitaplarında olduğu gibi bu kitap da çok akıcı bir dil ile yazılmış. Konu Osmanlı'nın son dönemlerinde maliye nazırılığı görevi yapan büyük dedesinin hayatı ile ilgili. Biyografi şeklinde olmasına rağmen asıl olarak o dönemki ev hayatı ve yaşananlar anlatılıyor.

VÖSYM : Bu kitabı pek bilmiyorum, eşim talebi üzerine sipariş ettim. ÖSS sorularının günlük hayata uyarlanmış, komik halleri diyebiliriz.

Arka Kapak'tan

Beş işçi bir gökdeleni 52 yılda yapmaktadır. Böyle proje olmaz olsun. Aynı gökdeleni 38 kuaför hiç yapamaz. Fakat bir kuaför bir saçı iki günde yapar.44 yorgancı 17 yorganı dört günde diktiğine göre, üç silahşör bir bufaloyu kaç günde yakalar? a) Birkaç günde c) 1100 günde b) Günübirlik d) Bufalodan bufaloya değişir (Tıknaz bufalolar sinirli olur, zor yakalanır) e) Hiçbiri (Doğru cevabı biz uzmanlar biliyoruz, bunu siz genç kişilerden saklamasını da biliriz anlamında)

Suskunlar : İhsan Oktay Anar'ın son kitabı. Osmanlıca sözcüklerin biraz fazla kullanılmasına rağmen sürükleyici bir kitap, bazı mekanları o kadar güzel detaylarıyla anlatıyor ki, o zamanki Osmanlı evlerini, sokaklarını, esnafı çok merak ediyorum. Ancak biraz dikkatle okumanızı öneririm, bölümlerde birdenbire farklı olaylara/kişilere geçiyor, ama sonra bağlantılarını kuruyor. Kitap okurken Crtl+F tuşu da olmadığı için, ya bu adamdan nerde söz etti diye bulmak zor oluyor.
Yedi Kapılı Kırk Oda : henüz okumadım, ama sırada bu kitap var.

Ademler ve Havvalar 5 : Piyale Madra'nın çizimlerine bayılıyorum, küçük bir kalem hareketi ile ile üzgün/sevinçli/şaşkın ifadeleri verebiliyor. Kadınlarla ilgili çok ilginç, ama bir o kadar da doğru tespitleri oluyor. Kitaplar gelir gelmez ilk olarak bu kitabı bir solukta okudum bitti.

Çarşamba, Aralık 19, 2007

İyi Bayramlar


Sevdiklerinizle beraber sağlıklı,mutlu ve huzurlu bir bayram geçirmeniz dileğiyle...

Salı, Aralık 18, 2007

Örgü Günleri # 8

Örgü günleri #8 için hazırladığım bereleri görmek için tıklayın.

Perşembe, Aralık 13, 2007

Beyaz Çanta


Örmeyi henüz bitirdiğim beyaz çantamın yapılışını görmek için tıklayın.

Pazar, Aralık 09, 2007

İstinye Park

Cumartesi günü sabah erken kalkınca ne zamandır gitmek istediğim yeni alışveriş merkezine -İstinye Park - gitmeye karar verdik. Beşiktaş üzerinden gidecekler için ulaşım çok kolay, sahildeki halk pazarının (eski Beltaş, sonra Tansaş ve şimdi o da sökülüyor) orada Tarabya dolmuşlarına binebilirsiniz. Güzergahın yazılı olduğu dolmuş tabelasının altına "İstinye Park" ilave edilmiş bile :) Yalnız dikkat etmeniz gereken bir şey var, Tarabya dolmuşunun hemen yanından Sarıyer dolmuşu kalkar, güzergahı Hacıosman üzerindendir, ona binmemelisiniz. Eğer trafik açıksa yaklaşık 20-25 dakika içinde İstinye parka ulaşabilirsiniz, dolmuştan hemen karşısında inebilirsiniz.

İçeri girdiğimde ilk olarak çok ferah ve aydınlık olması dikkatimi çekti. Kapalı bir mekan olmasına rağmen cam tavandan gelen gün ışığında gezmek çok keyifli. Toplam 4 kattan oluşuyor. Giriş ve -1. katta diğer alışveriş merkezinde olan mağazalar var, 1. katta Dior, Dolce&Gabbana gibi markalara ait mağazaları görebilirsiniz. -2. katta ise daha çok gıda ve elektronik mağazaları yer alıyor sanırım, bu kata inmeye fırsatım.

Daha çok giriş ve -1. katta dolaştım. Bu alışveriş merkezine gelmemin bir başka nedeni de Sephora'nın açılmış olmasıydı. İlk yurtdışına çıktığımda Paris'e gitmiştim ve Sephora'nın mağazası beni büyülemişti. Şekerleme dükkanına giren çocuk gibi gözümü renklerden alamamıştım. Her renkten değil, nerdeyse her rengin her tonundan far, oje, ruj vardı. O zamanlar makyajla pek ilgim olmadığı ve yanımdaki para ile değişik yerler görmek istediğim için pek bir şey almamıştım. Yıllar sonra Sephora'nın Türkiye'de mağaza açtığını duyunca İstinye Park'a büyük bir mağaza beklentisi ile gittim, açıkçası dükkanı görünce biraz hayal kırıklığı oldu.

Yurtdışındaki bir mağazasından görüntü için tıklayın.

Daha sonra LaCheen'in blogunda gördüğüm Inglot'a uğradım. Burası Sephora'dan da daha küçük bir mağazaydı, ama sadece kendi markalarındaki ürünler vardı. Makyaj malzemelerini kendi ambajları içinde alabileceğiniz gibi sevdiğiniz renkleri küçük kutular içinde de seçebilirsiniz. Bu şekilde daha hesaplı oluyor. Her bir renk 7 YTL, kutusu ise 15 YTL. Şimdilik kutuyu tamamen doldurmadım, daha sonra yeni renkler ekleyebilirim. Kutunun içinde mıktanıs taban olduğu için, içine yerleştirdiğiniz malzemeler kaymıyor. Ayrıca bir far ve bir de allık fırçası aldım, sapının uzun olması farı sürmeyi kolaylaştırıyor.

Inglot, 1983 yılında kurulmuş Polonya kökenli bir kozmetik firmasıymış. Bu sene nisanda Varşova'ya gitmiştim, orda 1 saatliğine büyük bir alışveriş merkezine uğramıştık. O zaman bu mağazayı keşfetmemiş olmama üzüldüm.


Sevgiler

Pazartesi, Aralık 03, 2007

İngilizce hobi kitapları


Bu akşam iş çıkışı Capitol alışveriş merkezine uğradık, en üst kattaki DNR'da dolaşırken İngilizce hobi kitaplarında indirim olduğunu öğrendik. Fotoğrafta gördüğünüz 5 kitabı aldım, biraz fazla oldu galiba :) Ama fiyatlarının uygun olduğunu görünce dayanamayıp aldım. ( sanırım tüm İng hobi kitapları değil, belirli bir grup kitap için bu indirim geçerli. )

Muffin kitabı çok ince olmasına rağmen bir çok tarif var. İçinde 27 farklı peçete katlama tekniği olan bir kitap ile "El yapımı kart" konulu 3 kitap daha aldım: kutlama, doğum günü, evlilik. İçlerinde konularına göre çok değişik tasarımlar var.

Kitaplarla ilgili detaylı bilgi almak için Amazon linklerini ekliyorum. Yolunuz bu aralar büyük DNR'ların yakınına düşerse bi uğrayın, belki ilginizi çekecek değişik kitaplar bulabilirsiniz.


Sevgiler


Muffins & Quick Breads

Stylish Napkins

Making Birthday Cards

Making Wedding Cards

Greetings Cards

Salı, Kasım 27, 2007

Vişneli Kakaolu Kek

Ben yine kayıplardaydım, ama uzun aradan sonraki ilk yazıyı tatlı ile yapayım dedim. Açık Büfe'nin blogunda bu tarifi gözüme kestirmiştim. İçindeki bol çikolata ve kakao bu çekimin sorumlusu olabilir mi bilemiyorum :)))

Malzemeler:

3 adet yumurta
1 çay bardağı fındık yağı
1 su bardağı toz şeker
4 yemek kaşığı kakao
1 su bardağı vişne
1 çay bardağı yoğurt
1 çay bardağı süt (light kullandım)
3,5 su bardağı un
1 paket bitter çikolata
1 paket kabartma tozu
1 çay kaşığı tarçın

Yapılışı:

Bitter çikolatayı bir bıçak yardımıyla ufak parçalara ayıralım. Buzluktan çıkarttığınız vişneyi bir süzgeç üzerinde çözülmeye bırakın.

Derin bir kapta oda sıcaklığındaki yumurtaları ve şekeri iyice çırpalım. Sırayla yağ ve süt eklenip çırpmaya devam edilir.

Başka bir kapta un, kakao, tarçın ve kabartma tozu harmanlanır ve çırpılmış yumurtaya azar azar eklenir. Son olarak da çikolata tahta kaşık yardımıyla karışıma eklenir ve yağlanmış kek kalıbına dökülür. Suyu süzülmüş vişneler hamurun içine gömülür. Vişnelerin hamurun içine iyice gömülmesi için bir çay kaşığı arkası ile bastırabilirsiniz.

Önceden 180 dereceye ısıtılmış fırında yaklaşık 35 dakika piştikten sonra kürdan/bıçak yöntemi ile kontrol edelim. Kek soğuduktan sonra yanında dondurma ile servis edebilirsiniz.


Afiyet olsun


Çocukken annem yaprak sararken, yaprakların saplarını ayıklamaya yardım ederdim, bunun dışında sarma konusunda pek tecrübem yok, ama yeme konusunda gayet tecrübeliyim :) Geçen biber dolması yapmıştım, artan içi de bu şekilde değerlendireyim dedim. Annem normalde avcunun içinde sarar, ben bir acemi olarak tabağa koyarak sardım, fena da olmadı hani. Yaprak sarması yapıyor musun diyenler için belgelenmesi açısından fotoğrafını çektim :)

Pazar, Ağustos 05, 2007

Yaz Bitmeden

En son 27 mayısta yazmışım, zaman nasıl da çabuk geçmiş. Bana en fazla bir ay önce yazdım gibi geliyordu halbuki. Uzun süredir buralarda olamamamın özel bir nedeni yok aslında. Açıkça söylemek gerekirse yazacak bir şeyler aklıma gelmiyordu, hal böyle olunca bilgisayar başına oturmayı da canım istemiyordu.

Bu 2 ay içinde ne yaptım derseniz, aslında pek yeni bir şey yapmadım. Hafta içi aynı tempo devam etti. Zaten ev çok sıcak olduğu için akşamları tüm zamanımı tv karşısında geçirdim. Temmuz ayında yaklaşık 20 gün kadar da evde misafir olunca blogdan iyice koptum gittim.

Neyse bu hafta bizim buralarda havalar az biraz serinledi. Evde tembellik etmeye son verip nihayet dışarı çıkmayı başardık. Çoktandır gitmek istediğimiz, ama bir türlü gidemediğimiz İstanbul Modern'deki Andreas Gursky fotoğraf sergisine gittik. Yazmak gerçekten çok zor, anlatılacak gibi değil, fotoğrafların orjinalini gidip görmek gerek. İnternetten fikir edinmek için bakabilirsiniz, ama fotoğrafın büyüsünü yakalamak için mutlaka ve mutlaka 10 m2lik dev baskı halini görmek gerekiyor.

26 ağustosa kadar zamanınız varsa mutlaka gidip görün. Tam bilet 7 YTL, perşembe günleri ücretsiz ve müze pazartesileri hariç 10:00-20:00 arası açık. 3 YTL karşılığında danışmadan sesli rehber alabilirsiniz. Fotoğrafların öykülerini dinleyince daha etkileyici oluyor. Fırsat olsa da bir daha gitsem :) Hazır gitmişken müzedeki Türk ressamlarının eserlerinden oluşan sürekli sergiyi de gezmenizi öneririm.

Sanatla dolu 2 saat geçirdikten sonra biraz da popüler kültür alalım diye Kanyon alışveriş merkezinin yolunu tuttuk. Simpsonlar: Sinema Filmi İstanbul'da sadece burada orjinal seslendirme ile gösteriliyor sanırım. Seslendirdiği filmlerde Ali Poyrazoğlu'nu her zaman çok başarılı bulmuşumdur, eminim bu filmde de başarılıdır. Ama yılların Homer Simpson'u orjinal sesi ile izlemek daha keyifli :)

Bu sefer arayı çok açmamaya gayret edeceğim. Görüşmek üzere...

Sevgiler

Pazar, Mayıs 27, 2007

Buralardayım

Merhabalar,

Epeydir sesin soluğum çıkmıyor, artık buraları bıraktığımı düşünmüş olabilirsiniz. Aslında hep buralardayım, blog arkadaşlarımın yazılarını sessiz sedasız takip ediyorum. Niyeyse akşamları bir türlü yeni bir yazı yazamıyorum. Bu aralar kendimi televizyona, diziye ve filmlere verdim desem yeridir.

Heroes ve Lost diye takip ettiğim iki yabancı dizi vardı, bu hafta sezon finali bölümleri oynadı, sonbahara kadar sezonu kapattılar. Pazartesileri bir de House adlı diziyi izliyorum, haftada 3 akşam doluyum.

Cuma akşamları da sinemaya gitmeyi, pazar akşamları evde DVD keyfini alışkanlık haline getirdik, beni TV'nin önünden alabilene aşkolsun. İşte bunlar 1 ay içinde izlediğim filmlerden hatırladıklarım :

Korkuyorum Anne : Çok doğal, samimi bir film. Amelie filmini izleyip sevenlerin kesinlikle kaçırmaması gereken bir film.

Takva : Bu filmi de öneriyorum, Erkan Can'ın oyunculuk performansı görülmeye değer.

Örümcek Adam -3 : Biraz değişiklik olsun, aksiyon filmi izleyelim diye gittik. Çocuklar örümcek adam diye çıldırıyorlar, ama film pek çocuk filmi gibi değil. Ama gelin görün ki tüm kırtasiyeler, oyuncak mağazaları tıka basa örümcek adam, süperman baskılı ıvır zıvırla dolu, anne babalar sabır dilerim.

Karayip Korsanları - Dünyanın Sonu : Benim çok keyifle izlediğim, eşimin zaman zaman sıkıldığı 3.5 saatlik uzun bir film. Johnny Deep yine filmin yıldızıydı. Sanırım 4. film de yolda. Biraz kafamı dağıtayım diyenlere tavsiye ederim.

Kaynak : Bu seneki 26.İstanbul Film festivalinde gösterilen sanatsal bir film. Dikkatli izlenmesi gerekiyor, filmin sonunda "ee ne oldu şimdi" demeniz mümkün, benden söylemesi. Daha önceden Requiem for a Dream filminiz izlediyseniz ve sevdiyseniz bu filmi zaten izlemiş olabilirsiniz.

Kara Kitap : Orhan Pamuk'un Kara Kitap'ı ile bir ilgisi yok, adı yanıltmasın. İkinci Dünya savaşı sırasında Almanya'dan kaçıp Hollanda'da yaşamaya çalışan Yahudi bir şarkıcının anılarından yola çıkarak yapılmış bir film. Bu konuda yapılmış bir sürü film olmasına rağmen akıcı bir film olduğu için izlenebilir.

Grave of the Fireflies : Acıklı bir çizgi film. İkinci Dünya savaşı sırasında Japonya'da yaşı çok da büyük olmayan büyük erkek kardeşin, küçük kızkardeşini koruyup kollamaya çalıştığı hayatta kalma mücadeleleri anlatıyor. İzlerken yanınızda hazırda mendil bulundurmanızı tavsiye ederim.

Benden şimdilik bu kadar, gidip bir film daha izleyeyim :)
Sevgiler

Cumartesi, Mayıs 05, 2007

Varşova Hatıraları



Fotoğraflarla Varşova

Geçen gün Varşova ile ilgili epey uzun, ama fotoğrafsız bir yazı yazmıştım. Fotoğrafları da ancak aktardım, düzenlendim.

Varşova 2.Dünya savaşı sırasında 1944-1945 yıllarında yerle bir edilmiş. Şehirde bazı binaların yanında o tarihler binanın nasıl olduğunu gösteren siyah beyaz fotoğrafları asılmış. Old Town gönüllü Polonyalılar tarafından eski fotoğraflardan, tablolardan yola çıkılarak yeniden inşa edilmiş ve bir istisna olarak Unesco'nun Dünya Mirası Alanları listesine eklenmiş.

Örneğin aşağıdaki ilk fotoğrafta sağda gördüğünüz Royal Castle 1944'te Varşova ayaklanması sırasında Almanlar tarafından tahrip edilmiş. Savaş sonrası bina yeniden inşa edilmeye başlanmış ve ancak 50 yıl sonra, 1984 yılında resmen tamamlanmış.

Bu linklerden 1944'e ait Royal Castle'ın fotoğraflarını görebilirsiniz.
http://www.un.org/av/photo/subjects/images/24475.jpg
http://www.poloniatoday.com/images/RUINS.jpg



Royal Castle içindeki meydanı ücretsiz görebiliyorsunuz. Pencere kenarlarına dikkatli bakınca birleştirilmiş olduğu rahatlıkla anlaşılıyor.

Aşağıdaki fotoğrafı manzara terasından çektim. Şehrin ortasından geçen Wista nehri görünüyor.

Old Town'dan Krakowskie caddesi (üstteki fotoğraf) dümdüz yürüyünce Nowy Swiat caddesine varıyorsunuz. Burada yol üzerinde bir çok mağaza var, İstanbul'daki Bağdat caddesine benzetebilirsiniz. Binalar ve yerleşim eski olmasına rağmen kaldırımlar çok geniş.

Nowy Swiat caddesine gelmemizin amacı Polonya'nın en ünlü tatlılarını yapan Blikle'de bir şeyler yemekti. Biz oraya vardığımızda akşam olduğu için pek fazla çeşit kalmamıştı. Koyu Belçika çikolatası ile yapılmış Jubile kek yedim, nefis bir tatlıydı, tadı damağımda kaldı. Sanırım el yapımı çikolata da satıyorlar, ama malesef o kısmı kaçırmışım. Varşova havaalanında vize kontrolünden geçtikten sonra Duty Free alanındaki bir mağazada Blikli çikolatası bulabilirsiniz, aklınızda olsun.Orda da şehrin her tarafı renkli çiçekler ve lalerle süslenmişti.
Old Town Square dedikleri meydanı aşağıdaki fotoğrafta görebilirsiniz. Kaldığımız 2 gün boyunca bu alanı gündüz gözü ile görememiştim. Dönüş günü uçağımız 13:10 olmasına rağmen sabah erken kalkıp kahvalıtımızı yapıp hemen buraya geldik. 1,5 saat kadar bir süre içinde ara sokaklarda dolaştık, bol bol fotoğraf çektik, sabah erken açan mağazalardan hatıra magnet aldık.

Aşağıdaki alanın 1944'teki halini bu linklerdeki fotoğraflardan görebilirsiniz. İnanılmaz değil mi?

http://www.samtid.dk/avisen/artikler/billeder/20010347-1.jpg
http://members.virtualtourist.com/m/b8558/727f0/

Şehrin koruyucusu, simgesi kabul edilen Denizkızı, daha doğru Nehir kızının heykelini görebilirsiniz. Meydanda bir çok cafe ve restoran var, elmalı ördek (duck with apples) denemenizi öneririm.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...