Perşembe, Mayıs 03, 2018

İngiltere’de çay içme alışkanlıkları


Geçenlerde TeaFestival diye çay festivaline gittim, hem oradan öğrendiklerimi hem de gözlemlerimi paylaşmak istiyorum. Hem kahve hem çay İngilizlerin hayatında çok önemli yeri var. 1600'lü yıllarda kahve ana içecekmiş, hatta İngiliz bir arkadaşımın yorumuna göre bir İngiliz’e kahve de, saatlerce anlatsın, yine de çay daha baskın bence. 
  • Uzak doğu, Çin, Hindistan ile ticaret yolları kuruldukça çay (özellikle siyah çay), İngilizlerin hayatına girmiş. Çince chaa = çay 
  • İlk başta fiyatının ve vergisinin yüksek olması sebebi ile sadece zengin sınıf tarafından tüketilmiş. 
  • Hindistan'da çay üretiminin artması ile ülkeye daha fazla çay getirilebilmiş, böylece fiyatlar düşünce halk arasında her daim tüketilir bir içecek halini almış.  
  • O zamanlar İngiltere'de yaygın olan seramik ani sıcak değişimlerine dayanıklı olmadığından çay için uygun olan porselenler de Çin'den getirilmiş. Daha sonra 1710 yılında ilk olarak Meissen(Almanya),sonra Fransa ve en son İngiltere'de Çin porselenleri kalitesinde fincan üretimi başlamış.
  • 1770-1780 yıllarında çay, tabağına döküp hafifçe soğutarak içmek makbulmuş, o nedenle bazı tabaklar kase gibi daha derin ya da kıvrımlı. Zaman içinde fincanı koyacak forma dönerek daha düz hale gelmiş.
  • İngiliz porselen firmaları da modaya uyarak çeşit çeşit çay seti tasarımına başlamış. Örneğin Çin'de çay minik ve kulpsuz fincanlarda içilirken zamanla Avrupa'da daha sıcak tercih edildiğinden fincanlara kulp eklenmiş. 
  • 17.-18.yy üretilen porselenler narin olduğundan ani sıcak değişikliklerinden dolayı kolayca çatlıyormuş, ısı dengesini sağlamak için önce soğuk süt, sonra sıcak içecek ekleniyormuş. Kahvedeki bu alışanlıklarını İngilizler çayda da devam ettirmişler, ayrıca Çin'lilerden farklı olarak şeker de çaya eşlik etmeye başlamış.
  • Önce süt mü çay mı konusunda farklı görüş ve alışkanlıklar olsa da şu andaki porselenlerin dayanıklılığı ve çayın sıcakta daha iyi tadını vermesi sebebiyle genellikle süt artık sonradan ekleniyor.
  • Öğle ve akşam yemeklerinin arası çok açık olduğundan ara atıştırması olarak 5 çayı alışkanlığı başlamış. 
  • Çayın ucuzlaması ve yaygınlaşması ile çay evleri açılmış, o zamanki dönemi düşünürsek özellikler kadınlar için sosyalleşme, görünme, görüşme mekanları imiş, o nedenle çayı yavaş yavaş içmek makbul. 
  • Şehir merkezinde hayat çok hızlı aktığından bu tarz "tea house"lar pek yaygın değil, daha kırsal ve yerel bölgelere gittikçe bu tarz mekanları bulmak zor, çok küçük bölgelerdekiler akşamları 5 gibi kapanıyor, bi çay içseydik derseniz aklınızda olsun.
  • Çayın yanında servis edilen mini kek, sandviçler de önemli. Minik minik lokmalarla yenmeliymiş ki hem sohbet edip hem de çiğnemek mümkün olsun. Scone dedikleri bizim poğaçaya benzer bir yiyecekleri var, üzerine kaymak ve reçel koyup yiyorlar, önce bolca kaymak konacak, sonra bir damlacık reçel. O zamanlar şeker de çok pahalı olduğu için reçel de haliyle pahalı, o nedenle dikkatle tüketiliyormuş.
  • Çay içerken serçe parmak konusuna da değindi; bir sınıf, statü sembolü imiş. Az parmakla yemek, içmek makbul olanmış.
  • Bize göre daha farklı demliyorlar. Demliğe kişi başı 1 tatlı kaşığı çay koyuyorlar, genelde yaprakları büyük olanları tercih ediyorlar. Taze kaynamış su ekleyip 3-4 dakika bekletip içiyorlar. Yanında tabii ki soğuk olmalı, lezzetli bir çay ile süt güzel oluyor, tavsiye ederim.
  • Hazırlık olarak demliğin önceden ısıtılması, iyice kurulanması ve çayın demliğe su eklendikten sonra konması önemliymiş, su kaynarken demlikte ıslanıp bekleyen çay lezzetini kaybedebiliyormuş.
  • Bir diğer önemli ipucu da demliğin ucu ile ilgili. Çay içinde lezzet veren yağlar vardır diyor elimdeki bir broşür, demleme sırasında sıvının yüzeyine çıkar, bu lezzeti fincana aktarabilmek için ucu aşağıda olan demlik kullanılmalı, aksi takdirde lezzetli yağlar demliğin içinde kalır diye not düşmüş.   
Kahve konusunda gelirsek taze çekilmiş çekirdek ile yapılan kahve makbul, nescafe marketlerde gördüm ama pek popüler değil. Kahve için krema neredeyse hiç yok, günlük süt o kadar bol ve lezzetli ki bu tarz tozlara pek ihtiyaç duymuyorlar anladığım kadarı ile. Pastörize süt var mı var, ama günlük sütlerin yanına hani çeşit olsun diye 1-2 paket konmuş.

Kafede çay sipariş ettiğimizde genelde minik bir demlik içinde ve yanında soğut süt ile servis ediliyor, demlikten yaklaşık 2-2.5 fincan çıkıyor, güzel bir sohbet eşliğinde çayımızın keyfini çıkartıyoruz

Çarşamba, Mayıs 02, 2018

Portakallı Kek

Daha pişerken mutfağı, evi inanılmaz bir portakal🍊kokusu sardı, kendim yaptım diye demiyorum efsane olmuş😎
Aramızda 3 dilim yemiş bazı arkadaşlar var, yok yok ben değilim😁🐿🐿
Easter’den dolayı evde bir çikolata yumurta enflasyonu olunca kışın son portakallarıyla kek yaptık,  ısrarla tavsiye ediyorum, tarifi de ekliyorum🍊

Malzemeler:
- 2 büyük yumurta (oda sıcaklığında)
- 1/2 su bardak şeker (sütlü çikolata ekleyeceğimiz için şekeri az kullanıyoruz, zaten portakal suyu da tatlı)
- 1/2 su bardağı ay çiçek yağı
- 1/2 süt (oda sıcaklığında)
- 1 su bardağı taze sıkılmış portakal suyu
- 1 adet kabuğu etli portakal
- 1/2 su bardağı sütlü çikolata parçası (yeşil mercimek boyunda, bitter kullanırsanız damak tadınıza göre şeker arttırılabilir)
- 2 1/2 su bardağı un
- 1 paket kabartma tozu
.
Yapılışı:
- 2 yumurta ile şekeri iyice çırpıyoruz.
- Süt, sıvı yağ ve portakalı ekleyip karıştırıyoruz.
- Portakal kabuklarının kek içinde irice olması için normal tarafı ile kabuğu iyice rendeliyoruz.
- Un, kabartma tozu, çikolata parçalarını ekliyoruz. - Yağladığımız kek kalıbına karışımı döküp önceden 180 dereceye ısıtılmış fırında 35 dakika kadar pişiriyoruz.
- Taze demlenmiş çayımı hazır edip sıcak sıcak kekimizi afiyetle yiyoruz🍊

Perşembe, Nisan 12, 2018

İngiltere'de Yeme İçme alışkanlıklarına dair gözlemlerim

Her yurt dışına gittiğimde marketleri talan eden ben burada kendimden geçtiğimi itiraf etmeliyim. Çok farklı kültürden çok insan yaşadığı için bu durum yemek ve malzeme çeşitliliğine de yansımış. Açıkçası kendi damak tadımıza göre hemen hemen her malzemeyi bulabildik; simit, Türk kahvesi, sucuk gibi olmazsa olmazlarımız için de Türk marketine gitmemiz yeterli oldu.

Market turlarımda beni ilk şaşırtan hazır gıdaların çokluğu oldu; sandviç, salata, balık, sos, makarna, suşi, pay,...Tüm reyonların çoğu bu tarz gıdalarla dolu, haliyle bozulmasın diye de yer aldıkları soğuk rafların da kapakları açık, marketlerin içi buzzz gibi. Yazın marketlerde alışveriş yapmak o kadar zor ki, resmen soğuğu ciğerlerimde hissedip kendimi dışarı atıyordum ya da yazın ortasında sweatshirt giyip öyle giriyorduk.

Ha şimdi bu kadar hazır yemek olması sağlıklı mı, neden evlerinde pişirmiyorlar vs diye eminim aklınızdan geçiyordur. Ben sadece Londra alışkanlıklarını gözlemleyebildim, ülkenin diğer şehirlerinde durum farklı olabilir.

Bu şehir çok kalabalık, çok pahalı, çok gelen çok giden oluyor, sürekli bir devinim içinde. İnsanlar yoğun ve zamanlarını yemek yaparak geçirmek istemiyorlar, özellikle genç nesil. Ispanaklı yumurtalı taze makarna yapmak için malzeme listesine harcayacağı para ve zaman yerine bunun yapılmışını sosu ile beraber çok ucuza alıp arkadaşları ile takılmayı seviyorlar ya da iş/okul sebebi ile süreli geldiği şehri daha çok keşfetmek istiyor. Bu arada hazır yemekler inanın gerçekten çok lezzetli ve alıp pişirmeye göre inanılmaz hesaplı oluyor.

Öğle aralarında yemek için restorana gitmek pek yaygın değil, onun yerine marketten aldıkları ya da evden plastik kaplarda getirdikleri sandviç, cips ve salata ile parklarda zaman geçirmek daha popüler. Yemeği evden getirmek o kadar yaygın bir kültür ki ev malzemeleri satan mağazalarda bu tarz kap, kutu, termos vs için özel bölümler var.


Hazır gıdaların içindekiler bölümüne bakalım, neler yok ki, palm yağından, glikoz şuruba, bir sürü katkı maddesine kadar her şey var. Aslında burada ne farklı aslında biliyor musunuz, malzemeleri açıkça yazıyorlar, glikoz şurubu kullanıp da şeker yazmıyorlar ya da bitkisel yağ deyip üstünü kapatmıyorlar, açıkça içinde ne varsa alenen yazılıyor, yemek yememek artık alanın kararına kalıyor. 

İçeriklerin bu kadar detaylı yazılmasının bir başka nedeni de ülke genelinde gıda alerjisi çok yaygın, özellikle yer fıstığına karşı. İçerik listesinde alerjenler koyu kelimelerle yazılıyor. 

  



Hep paketin üzerinde son kullanım tarihi, buzdolabında nasıl saklanacağı, ısıtmak gerekiyorsa fırın/ocak/tava/mikrodalga hangi sıcaklıkta kaç dakika kalacağı, artan olursa tekrar ısıtmayın gibi bilgiler mutlaka yer alıyor. 

Hazır yemeklere alternatif evde pişmiş gibi hazır servis alan da var. Abone oluyorsunuz, akşam belli bir saatte sıcacık yemeğiniz kapıda hazır. Alışverişe zaman ayırma derdi yok, ayrıca toplu pişirildiği için tek tek alınan malzemelerin de maliyeti de düşmüş oluyor. Bir başka alternatif de ben kendim pişiririm diyorsanız kişi sayısı kadar malzeme ve tarifi içinde olacak şekilde kapınıza kutu geliyor. Ve ennn son alternatif bizim yaptığımız gibi tüm malzemeleri alıp içimize sindiği şekilde pişirmek...

Kaptırıp çok yazmışım biraz, buraya kadar sabırla okuduysanız çok teşekkür ederim.

Salı, Aralık 26, 2017

İngiltere'de bir eve nasıl talip olunur?

Merhabalar,

Bir eve teklif nasıl verilir bugün de biraz bunu anlatayım:
  • İçinde kiracı varken ev markete 2 ay önceden çıkıyor.
  • Kiralık “TO LET” demek.
  • Buralı ve acelesi olmayanlar daha Zoopla, Rightmove gibi emlak sitelerinde yayınlanmadan bu evleri kiralamış oluyor.
  • Hali hazırda boş olanlar ise bu elemeden geriye kalanlar diyebiliriz.
  • Aslında ülkede yeni olan bizim gibiler için avantaj. Çünkü her bir boş geçen gün ev sahibine zarar yazıyor, hem kira alamıyor, hem de elektrik/su/vergi gibi maliyetleri ödemek zorunda kalıyor.
  • Gördüğünüz evlerden birine teklif veriyorsunuz. Bu teklife dikkat etmek gerek, çünkü ücretli ve vazgeçen siz olduğunuzda iadesi olmuyor. Bu emlakçıdan 1 teklif, öteki emlakçıdan 1 teklif olmuyor yani.
  • Size emlakçı bir form veriyor. O formda ev sahibine kendinizi tanıtan ifadeler yazıp kira için süre ve tutar teklifinizi yazıyorsunuz.
  • Eğer uzun süredir kiralanmayan bir ev ise istenen kiranın bi tık altına ya da çok popüler evse ve mutlaka tutmak istiyorsanız bir tık üzerine de teklif verebilirsiniz. Hatta ülke dışından gelen ve hiç finansal geçmişi olmayansanız o zaman 6 aylık peşin, 12 aylık peşin ya da 1 yıl yerine 2 yıllık vs gibi tekliflerde de bulunabilirsiniz.
  • Normal koşullarda ev kiralarken eğer burada halihazırda çalışıyorsanız teklifte yıllık geliriniz, şirketiniz varsa yıllık kar miktarı vs her şey yazılıyor. Ev sahibi, kontrat dönemi içinde kirasını ödeyebilir en güvenilir kişin teklifini bu şekilde kabul ediyor.
  • Teklif ile birlikte fee dedikleri bir takım hizmet ücretleri ödeniyor. Bu tutarlar emlakçıdan emlakçıya değişiyor, detaylarını sormakta fayda var. Biz neler ödedik, genel emlakçı ücreti, eşim ve benim için “referecing” hizmeti, eve giriş öncesi envanter kontrolü (Inventory Check-out) , ülke ev kiralama iznimiz var mı kontrolü, kontratı hazırlama maliyeti, 1 haftalık depozito vs vs. Eğer ev sahibi teklifimiz kabul etmediği durumda tüm bu tutarlar size iade ediliyor. Eğer siz cayarsanız hiç bir tutar iade edilmiyor, o nedenle en beğendiğiniz eve teklif vermelisiniz.
  • Referencing kiralamak isteyen kimdir, nedir, ne iş yapar, gelir durumu nasıl, borcu var mı, yabancı ise ev kiralama izni var mı vs vs diye kontrol, bunun emlakçıların anlaşmalı olduğu bağımsız kurumlar yapıyor.
  • Elden ele hiç nakit para dolaşmıyor, ya banka havalesi ile ya da kredi kartı ile. Kredi kartı olduğu durumda belli bir yüzde masraf alınıyor.
  • Eğer işini iyi yapan bir emlakçı ise zaten o ev sahibinin sizin teklifinizi kabul etmeyeceğini biliyorsa hiç yönlendirmiyor bile.
  • Bu arada ev gerçekten ev yani house, tüm katlar size ait ve bahçesi var. İki katlı bile olsa bir binanın bir katında oturuyorsanız daire yani flat deniyor.
  • Kontrat aşamasına geçildiğinde yaklaşık 5-6 haftalık kira tutarı kadar depozit ücreti yatırılıyor. Bu para bağımsız bir kurumda saklanıyor. Yani ev sahibine gitmiyor. Siz evden çıkarken bağımsız bir kuruluş tarafından resmi durum raporu ile hasar tespiti yapılıyor ve tutardan düşüp kalanı firma tarafından size iade ediliyor, zarar tutarı da ev sahibine yollanıyor.
  • Ev sahibinin dip köşe temizletip elektrik, gaz kontrollerini ve varsa eşya varsa/bakımını yaptırıp gerekiyorsa boyatıp kiracıya öyle vermesi gerekiyor. Aynı şekilde kiracı da nasıl bulduysa öyle bırakması gerekiyor. Evin durumu zaten envanter(inventory check-in/out) kontrolleri ile de raporlanmış oluyor.
  • Evin gaz, elektrik, su ve belediye vergisi (council tax) kiracı ödüyor. Eğer site içi gibi bina aidatının olduğu bir yer kiralanıyorsa bu ücreti ev sahibi karşılıyor.
  • Elektrik, su, gaz abonelikleri online yapılabiliyor. Hatta sayacı kendiniz okuyup sistemde güncellediğiniz tariflerde indirim bile alabiliyorsunuz, bu özelliği pek sevdimJ
  • Evlerde buzdolabı, çamaşır makinası dahil beyaz eşya her zaman oluyor. 

Salı, Aralık 19, 2017

Londra'da İlk Günler ve Ev Arama sürecimiz

2. bölüm

Sabah erkenden kalkıp oturum iznimizi gösteren kartlarımızı (BRP – biometric residence permit) aldık, buradaki işimiz bittikten sonra ülke dışından gelen tüm yabancıların ilk polis kaydını yaptırdığı OVRO(Overseas Visitors Records Office)’ya gittik.

En önemli resmi işlerimizi hallettikten sonra ev kiralayacağımız bölgeleri dolaşmaya sıra geldi. Daha önceden ben 2 kez, eşim 4 kez turist olarak gelmiştik, ancak oturmak ile turist olmak arasında çok fark var.

Hiç bilmediğimiz bir ülkede, şehirde bir muhit bulup ev kiralamaya çalışıyorsunuz. İnsanlar, evler, kurallar, alışkanlıklar tamamen farklı. Arkadaşlarımızdan Putney, Sutton, Wimbledon, Richmond bölgelerini duymuştuk. Otobüse atlayıp, buralarda dolaştık, yürüdük. Tüm bu semtleri gezmek mümkün değil, o kadar zamanımız da olmadığı için tamam Wimbledon olsun dedik. Kararımızda tenis turnuvasının etkisi yoktur, kendi halinde sakin bir ilçe aslındaJ

İlk günler bir kaç emlakçının kapısını çaldık, kendimizi tanıttık, hangi bütçe ile nasıl bir ev aradığımızı anlattık. Bazıları hemen ilgilendi, bazıları bu ülkede henüz bir geçmişimiz olmadığı için hele siz bi para kazanmaya başlayın görüşürüz diye kapıyı gösterdi, bazıları da iletişim bilgilerimizi alıp biz sizi ararız diye kibarca güle güle dedi.

Nasılsa bizi ararlar diye düşünmemek gerek, daha yoğun ve daha fazla emlakçı ile iletişime geçmek gerek.

Internetten bakıp geldiğimiz evlerle burada gördüğümüz evler arasında çok fark vardı, 3-4 ev gördükten sonra bütçemizi revize etmemize gerekti. Belki Londra dışına ev kiraları daha uygun olabilir, ancak ilk sene için bize burasının daha uygun olacağına karar vermiştik, o şekilde ilerledik.


Rightmove ve Zoopla ev arayabileceğiniz emlak siteleri, mobil uygulamaları da var. Rightmove’un schoolchecker özelliği Zoopla’ya göre bana daha pratik geldi, hem de mobil uygulaması da daha başarılı.

Ne kadar fazla ev görürseniz o kadar iyi. Bir evin içinde oturan varsa evet emlakçıda anahtar oluyor, ama kiracıya bilgi vermeden gidemiyorsunuz, 1 gün öncesinden randevu alınması gerekiyor. Ev boş ise yine ev sahibine bilgi verilmesi gerekiyor, boş olduğu için bir ihtimal gün içinde görmek mümkün olabiliyor.

Sabah evde yaptığımız sandviç yanımızda gündüz sokaklarda, akşam evde uydurduğumuz yemekle Rightmove’da geziyoruz. İlk bir iki gün bocaladıktan sonra bölgeleri, posta kodlarını, ev tiplerini tanıdıktan sonra daha kendimize güvenli girmeye başladık.  Artık ev modellerini muhitlerini biliyorum ya tak tak emlakçılara bu ev müsaitse yarın görmek istiyorum diye mesaj atıyorum.

Sabah ofislerine gidiyoruz direkt, sizin portföyünüzü inceledim, şu evler bizim istediğimize uyuyor görmek istiyoruz diye onların terminolojisinde net talep ettiğimizi görünce emlakçılar da biz sizi ararız modundan çıktı. Hatta evleri ve muhitleri o kadar ezberledim ki bir emlakçının bana gösterdiği zemin kat karanlık evin olduğu binada başka bir emlakçıdan daha üst katta ve daha uygun bir kiraya olan ilanı buldum

Salı, Temmuz 11, 2017

İstanbul'dan Londra'ya yolculuk

Takvim tarihlerden 18 Haziran’ı gösterdiğinde sabah 04:30’da kalkıp hazırlandık, eşyalarımızı kapıya koyduktan sonra 8 yıl oturduğumuz eve dönüp şöyle bir baktık, bir yanımız buruk, bir yanımız heyecanlı evin kapısını kapatıp havaalanına doğru yola çıktık.

Evet bu önümüzdeki 1 yılı Londra’da geçireceğiz, eşim orada iş kuracak, ben de 19 yıllık yoğun iş hayatından sonra çocuklarla daha yakından bir zaman dilimi geçireceğim, çocuklar da doğal ortamda İngilizce öğrenmiş olacak.

Bu kararı nasıl verdik, nasıl hazırlandık, neler yaptık vs kısımlarına değinmeyeceğim, sadece karar vermenin hiç de kolay olmadığını belirtmek isterim.

Şimdi tekrar yolculuğumuza dönelimJ

4.5 saatlik uçuştan sonra Heathrow havaalanına indik, 2 saat evet yanlış okumadınız tam 2 saat pasaport kuyruğunda bekledikten sonra bavullarımızı alıp havaalanından çıkabildik. Resmi işlemleri halledelim, ev kiralama sürecinde kalalım diye daha önceden Airbnb’den 12 gece için ayırttığımız eve doğru yola çıktık.

Airbnb’den evi nasıl seçtim:
- Havaalanından direkt kalkan mavi hat “picadilly line”a yakın olmalı
- Başka metro hatlarına yakın olmalı
- 2 yetişkin, 2 çocuk kalabileceğimiz kadar geniş olmalı
- Mutfak olmalı, 12 günca evde yemek yapıp yiyebilmeliyiz
- Daha önceden review yazılmış olmalı
- Çamaşır makinası
- Free wifi olmazsa olmaz
- Bilgisayarla oturup çalışabilecek masa

Orada işleri halledip koştururken ayy bir de çamaşır mı yıkadınız demeyin, evet yıkadık, hatta her gün yıkadık. İngiltere’de yüzyılın ennnnn sıcak yazına denk geldik, günde resmen 2şer lt su tükettik, İzmir sıcağını aratmayan bir hafta geçirdik. Hatta geçen sene benzer dönem turistik gittiğimizde kazak/yağmurluk modunda dolaştığımız tecrübesinden dolayı bavula bu gidişimizde şort vs koydurmadım. Bütün İngiltere halkı atlet, şort, şıpıdık terlik ile plaj modunda dolaşırken biz tişort, kapalı ayakkabı, uzun pantolon sıcaktan kavrulduk. Neyse canım sene 1-2 hafta böyle sıcak oluyor sanırım, yazlık kıyafetleri giyinip dolaşma için heveslerini alsınlar azıcık.

Çamaşır makinalı ev seçmemin diğeri sebebi de bu sefer hazırlanan bavulun normal tatillerde hazırlanan bavuldan farklı olmasıydı. Malum havayollarında kilo sınırı var, bu sınırı da günlük kıyafet ile doldurmak istemedim, malum giden eşya kalacak, ev kiralandığında işimize yarayacak şeyler olmalı, kıyafeti nasılsa yıkar yıkar giyeriz. Evet itiraf ediyorum, bavulun içinde ütü, cezve, kahve fincanı, Türk kahvesi filan götürdümJ Eşim de ben de laptoplarımızı aldık, öyle tabletten telefondan emlak siteleri dolaşılmıyor, gece oturup bi facebook, instagram’a bakmadan gözlerim şaşı oluncaya kadar Zoopla ve Rightmove’da dolaştığımı biliyorum.

Havaalanında bekle, ağır bavulları eve getir, üstüne 40 derece sıcak, sabah 04:30’da kalkmış, uçakta film, oyun kurcalamaktan uyumamış 2 çocuk olunca buranın saati 18:00, Türkiye’ye saati 20:00’de direkt yattık, yattığın yeri beğenmek deyimi vardır ya, resmen durumumuz buydu.


Takipte kalın, macelarımızı yazmaya devam edeceğim J

Cuma, Mayıs 08, 2015

Portmanto Süsleme

Kapı girişinin arkasına kaban, mont, çanta vs asmak için askılık yaptırmıştık. Ancak üst dolap ile askılar arasındaki mesafe biraz fazla kalınca pek şık görünmedi gözüme.

Epeydir ne yapsam, ne yapıştırsam diye düşünürken Kapadokya'da tezgahlarda gördüğüm çini süslemeli bardak altlıklarını görünce tamam dedim, aradığımı buldum.

Yapı marketten aldığım cırt cırtlı bantlar ile askı paneline bardak altlıklarını sabitledim. Benim aldıklarım "Command™ Cırt Cırt Bantlar"  olarak geçiyor, ürünle ilgili detaylı bilgileri bu linkten bulabilirsiniz. Her bir bardak altlığı için bir çift cırt cırt yeterli oldu.


Salı, Mayıs 05, 2015

Çocuklarla Kapadokya

Mayıstaki 3 günlük tatili fırsat bilip DeepNature'dan tur satın alarak Kapadokya'ya gittik. İlk başta çocuklarla otobüste ne yaparız, o kadar yeri yürüyebilirler mi gibi kafamda soru işaretleri vardı. Çocukların tatilde hasta olma geleneğini bozmamalarına rağmen çok keyifli bir tatil/deneyim oldu bizim için.

Öncelikle DeepNature büyük otobüs turları düzenlemiyor, turda ne fazla 24 kişi olabiliyor, dolayısıyla araç küçük olduğu için hem toplanması kolay, hem de hareket kabiliyeti yüksek oluyor. Koca koca otobüslerin giremediği yollara girerek ulaşımımızı kolaylaştırıyor. Uzun yıllardır buraya tur düzenledikleri için bölgeyi ve tatildeki yoğunlukları biliyor. Rehberimizin tur programındaki kıvrak hareketleri ile bazı yerleri aşırı kalabalık olmadan gidip görme şansı elde ettik. 

Göreme'de Nature Park Cave Hotel'de kaya odalarda kaldık, küçük aile işletmesi butik bir otel. Odaları küçük olduğu için 2 yetişkin ve 2 5.5 yaşında bıdık için 4 yatak tek odaya sığamadığımız için bize 2 kişilik 2 oda verdiler, çocuklardan biri benimle, biri de babası ile ayrı odada uyudu. Bizim için ilk defa böyle bir deneyim oldu, ancak 2 çocuklu aileler için 1-1 zaman geçirmek için bulunmaz fırsat olduğunu düşündük, çocukların da ekstra hoşuna gitti. Otelin nefis bir teras manzarası var.



Çocuklar henüz küçük olduğu için balona binemedik, ancak sabah 07:00'de kalktığımızda odamızın penceresinden gökyüzünde süzülen balonları keyifle izledik. 

Ihlara vadisinde yaklaşık 1.5 saatlik yürüyüş yaptık, zemine tahta çaktıkları için çocukların zorlandıkları bir parkur olmadı. Büyük kayalar, yosunlar, taşlar, çiçekler, böcekler vs çocukların çok hoşuna gitti, onlar da bol bol fotoğraf çektiler. Göreme açık hava müzesi, Derinkuyu yeraltı mağarası, çömlek yapım atölyesini gezmekten çok keyif aldılar. 

Çocukların bavullarını nasıl hazırladığımı daha önce bu yazımda anlatmıştım, büyüdükçe eşyaları hazırlamak daha kolaylaşıyor. Geçen yıldan farklı olarak bu sene okumayı söktükleri için ufak bir kağıda " 2 kısa kollu tişört, 2 uzun kollu tişört, 1 pijama, şapka, ..." gibi yazdım. Onlar listeye göre bavullarını kendileri hazırlarken bana da kendimiz için hazırlık yapmaya zaman kalmış oldu. 

Çocukları turla seyahat ederken otobüste nasıl oyalarım diye kara kara düşünmüştüm, ancak tur sonunda bu şekilde seyahat etmenin daha az yorucu olduğuna kanaat getirdik. Gezilecek bölgeler arasında otobüste seyahat kısmı hem dinlenmek için hem de bir şeyler atıştırmak için iyi bir ortam sağladı. Yola çıkmadan 2 adet şişme boyun yastığını da çantamıza eklemiştik, açıkçası durup durup iyi ki de almışız dediğimiz nesneler oldu. Uyumadıkları sırada oyalamak için teknolojinin nimetlerinden faydalandığımızı da söylemeden geçemeyeceğim :)



Veee tabii ki tatilde en çok faydasını gördüğümüz selfie çubuğundan edinin, ailecek ya da manzara fotoğrafı vs çekerken çok rahat edeceksiniz, emin olun!!

Not : Tatilin bir kısmını çocuklar ateşli geçirdiler, Göreme turistik bir yer olduğu için eczane bulmakta zorlanmadık. 

Pazartesi, Ekim 13, 2014

Çocukla Floransa

Bu yaz başında her şey dahil bir otele gidip tüm hafta aynı şeyleri yapmak yerine hem bize değişiklik olsun hem de çocuklara deneyim olsun diye 10 günlük tatilin 3 gününü yurtdışına ayırmaya karar verdik. Internet'te blogları kurcalarken çocukla yurtdışı gidilebilecek en iyi ülke olarak hep İtalya'dan söz ediliyordu, Floransa'ya ait hem ucuz bilet hem de bir sürü içerik bulunca tamam dedik buraya gidelim.

IDATA'nın web sitesinde belirtilen evrakları hazırladık ve İtalya vizesine başvurduk. Burada küçük bir ipucu vermek istiyorum, çocuklara muvafakatname almak için anne ve baba ayrı ayrı da, beraber de gidebilirsiniz, beraber gittiğinizde tek kopya hazırlandığı için %30 kadar daha az noter ücreti olacaktır.

Bloglarda ay şöyle gezdik, böyle gezdik, ay böyle muhteşemdi, süper eğlendik şeklinde bir dünya yazı var. Bu yazımda biraz daha gerçekçi ve diğer bloglarda bulamayacağınız riskli durumları yazacağım, ola ki siz de yaz tatilinizde İtalya'ya 5 yaşında 2 çocukla giderseniz ne yaşayacağınızı, neyi ne kadar göreceğinizi bilip ona göre hazırlanıp gidin.

Floransa'da eğer şehir merkezinde kalacaksanız binaların çoğu eski olduğundan çoook geniş odalar beklemeyin ve bazılarında asansör de olmayabiliyor. Bizim ilk kriterimiz odanın temiz ve ulaşımının kolay olması oluyor. Sonuçta 3 gece kalacağız, oteli satın alacak değiliz ya :)

Booking.com'dan Hotel Romagna'da 4 kişilik bir oda için rezervasyon yaptırdık, Bologna'ya uçak biletlerimizi aldık. Bologna'dan Floransa'ya hızlı trenle ulaşım sağlanabiliyor, ne kadar erken satın alınırsa o kadar ucuz bilet şansı oluyor. Ancak Bologna havaalanı küçük olması, pasaport sırasındaki kuyruğun erime hızı, gecikme olasılığı derken treni ne kadar zaman sonraya almamız gerektiğini bilemedik, nasılsa her yarım saatte bir tren var, illa ki buluruz dediiiiik.

Ve ilk hatamızı burada yaptığımızı tren istasyonuna vardığımızda anladık. Gezimize de biraz gergin ve yorgun başlamış olduk. 11'den 15'e kadar kadar Bologna tren istasyonu civarında oyalandık, bi şeyler yedik, ama sabah 4'te kalkmış 2 bıldırcınla oyalanmak hali güç oldu.

Tren tam saatinde geldi, içi o kadar serin ve rahattı ki o kadar saattir beklememize değdi, daha tren hareket eder etmez benimkiler uykuya daldı. Yarım saatlik bin dinlenme sessizlik ve serinlik herkese iyi geldi, tam 35 dakika sonra Floransa'da indiğimizde herkes bi kendine gelmişti.

Daha fazla ilerlemeden buradan bir sonraki gezilerimize çıkarttığımız ilk dersler şunlar :

- Bologna'da konaklayıp Floransa'ya günü birlik gidip gelebilirdik. Bir başka gün de yine trenle Pisa'ya günübirlik gidip dönme şansımız olurdu.
- Çooook ucuza tren bileti bulmadıysanız ve yanma olasılığını ve yorgunluğu düşünerek uçak ve tren ay gün olmamalı.
- Keşke Bologna'da kalsaydık diyorum, en azından şehri görürdük. Floransa'da insanların omuzlarından şehri göremedik desem yeridir.
- Bologna konaklama anlamında Floransa'dan daha ucuz değil bu arada.

Tekrar Floransa meceramıza dönelim. Otelimizden söz edeyim :

Tren garından çıkıp elimizde bavullarımızla otelimize gitmemiz sadece 5 dakikamızı aldı. Varışımızdan çok önce otele mail atıp 2 çocuklu olduğumuzu ve mümkün olduğunda alt katlardan oda ayırlamalarını rica ettik. Girişin hemen üst katına odamızı hazırlamışlar, bavulumuzu taşımamıza yardım ettiler.

Odada 4 adet tek kişilik yatak ve eşyalarımızı koyabileceğimiz bir masa ve dolap vardı, 4 kişinin aynı anda dolaşması epey zordu, banyo epey dardı, tuvalete oturunca dizleriniz duvara dayanıyordu. Eski bir binaya sonradan böyle tesisat giydirilirse ancak bu kadar olabilir. Sonuç olarak biz bu odaya sığdık mı sığdık, rahat ettik mi ettik, gerisi hikaye...Odamız temizdi, sıcak su her daim vardı.

Kahvaltı kısmına geçersek Türk tipi domatesli salatalıklı beyaz peynirli bir kahvaltı beklemeyin, sade ama lezzetli malzemelerin olduğu bir büfe vardı. Örneğin tereyağlı ballı ekmek, biraz kaşar, meyveli yoğurt, krosan, etimek yedik, çocuklar süt içtiler, biz de hala çok lezzetli bulduğum filtre kahve içtik. Sabah beslenme anlamında enerjimiz tam başlayabileceğimiz bir otel oldu.

Bu oteli seçmemin bir diğer sebebi de yaya bölgesine ve Doumo'ya çok yakın olmasıydı. Gün içinde çok mu yorulduk, hemen soluğu odamızda alıyor, fazla eşyalarımızı bırakıp biraz dinleniyor tekrar dışarı çıkabiliyorduk.

Nereleri gezdik? Neler yaptık?
- Çift katlı otobüse 2 günlük bilet ile etrafı dolaştık, çocukların çocuk hoşuna gitti, bayıldılar.
- Uffizi müzesine girdik. Girdik ama doğru düzgün gezemeden dışarı çıkmak zorunda kaldık.

  • İçerisi aşırı kalabalıktı, omuz omuza geziliyordu.
  • Havalandırması iyi değildi.
  • Çok fazla eser var, neredeyse üst üste asacak hale gelmişler.
  • Ünlü Venüs'ün Doğuş'unu görelim dedik, ama insanların kafalarından resmi uzaktan bir bütün olarak görmek mümkün değil. Omuz mücadelesi verip ön saflara geçmeyi başarırsanız o zaman belki tabloyu bütün görebilirsiniz.
  • Eğer gitmişken illa ki göreceğim diyorsanız, rezervasyonlu biletlerden online ya da müzeden almayı denemenizi öneririm. En azından sıra bekleme eziyetinden kurtarırsınız.
  • Uffizi müzesinin girişindeki meydanda çocuklar koşturdular, ressamları izlediler. En güzel kısmı buydu.


- Boboli Bahçelerine gittik. Güzel ve büyük bir bahçe olduğuna hiç şüphe yok, ama çoook büyük. Yazın o sıcakta gitmek bir hataydı. Eğer illa ki gideceğim derseniz yanınıza bol bol su, şapka, güneş gözlüğü, kremi alın, en rahat ayakkabınızı giyip öyle gidin. Ağaçlık alana ulaşabilirseniz gölgede biraz keyif yapmayı atlamayın.

Floransa şehir gezisinden çıkarılacak dersler :
- Yaz aylarında gitmeyin sıcak oluyor, hakkıyla dolaşılamıyor.
- Yaz aylarında gitmeyin, çok kalabalık oluyor, şehri insandan kalabalıktan göremiyorsunuz.
- Gideceğiniz müzeleri önceden planlayın, rezervasyonlarını yapın.
- Eğer yazın Floransa'ya gittiyseniz Boboli bahçelerine akşam üstü serin saatlerde gidin.

Başkaaaaa neler yaptık, Floransa'dan keyifle hatırladığımız neler kaldı aklımızda derseniz?

- Serin sakin ara sokakları
- Çocuklar meydanlarda koşturup kuşları kovalaması
- Çok lezzetli, gerçek meyveli dondurmaları
- Pesto soslu makarnaları
- Atlıkarıncası
- Filtre kahveleri
- Marketten aldığımız kahve ve makarnalar
- Selfie'lerimiz

Çarşamba, Ekim 08, 2014

Çocuklu Tatilde bavul hazırlama deneyimleri

Eveeet bir yaz mevsimini daha geride bıraktık, sonbahar kendini iyice hissettirmeye başladı. Çocuklar bu yaz 5 yaşlarını doldurdular, yaz demişken nasıl çanta hazırlıyorum paylaşmak istiyorum. ilk seyahatimizi çocuklar 1 yaşında iken yapmıştık. Geçtiğimiz 5 yıl içinde yurtiçi yurtdışı, uzun kısa, arabalı uçaklı farklı yolculuklar yaptık. Çocuklar büyüdükçe bavulun boyu küçüldü, içindekiler değişti; ama şunu kesinlikle söyleyebilirim ilaçlar ve ateş ölçer hep çantamızın demirbaşı oldu.

Şimdi ben çantayı nasıl hazırlıyorum? Öncelikle bir liste yapıyorum, excel de olur kağıt da olur. Daha sonraki gezilerde içerik mevsime ve yaşa göre değişse de hatırlatma amaçlı bu listeleri saklıyorum. Bu liste hazırsa çantanız hazır demektir :)

Listemde 4 ana başlık var :
1.     Sağlık malzemeleri
2.     Kıyafet
3.     Oyuncak
4.     Gıda

Bir de prensiplerim var : ( not : bu prensipler benim önceliğime göredir, öneri olarak yazıyorum, her annenin deneyimi ve önceliği farklıdır)

1.     İlk önce bavula ilaçlar hazır edilecek.
2.     Unuttuğum takdirde kolaylıkla satın alabileceğim bir şey için stres olmuyorum. (Örneğin hava beklenenden çok sıcak, hemen LCW mağazasından 2 penye şort alıyorum)
3.     3 günlük tatilde çocuk günlük proteini almadı diye stres olmuyorum.
4.     Kan şekerleri düşüp de cozutmasınlar diye bavulda taşınabilecek, gittiğimiz yerde yenisini alıncaya kadar yetecek miktarda badem, galeta gibi atıştırmalık yanıma alıyorum, bavula koyuyorum.
5.     Eğer çamaşır yıkama imkanı varsa ve yaz ise çantayı küçük tutmak için kıyafetleri -1 gün için az koyuyorum.
6.     Şapka her daim çantaya giriyor.

1-2 yaş için neler götürdüm? Listeye bakınca şok geçirmeyin, ilk seyahatimiz olduğu için biraz acemilik vardı.

·        İlk sırada ilaçlar elbette
·        Bebek bezi : kalınacak gün x 6 hesabı ile koca bi paket. Eğer gittiğiniz otele yakın market vs yoksa bebek bezinizi yanınızda fazla fazla götürün, az olmasın. Güvendiğiniz marka dışında mecburiyetten bir şey alıp da pişik olmayın.
·        Pişik kremi, şampuan, ıslak mendil
·        Bol bol body. Plajda iken omuzlarını korusun diye de hep body giydirdim.
·        Blender, toz tarhana, hazır muhallebi, elektirikli cezve  : Otelin yemekleri fena değildi, bu ekipmanlara gerek kalmadı, 2 yaş olduğumuzda sadece atıştırmalık aldık yanımıza
·        İçiçe konabilir, çantada çok yer kaplamayacak türden yaşlarına uygun oyuncaklar
·        Yemek dökülme olasılığı için bol tişört. Benimkiler önlüğe gıcıktı.

3-4 yaş için neler götürdüm?
·        Bebek bezi artık yerini adaptöre bıraktı, bavulumuz da aynı oranda küçüldü
·        Artık üstlerine daha az yemek döküldüğü için tişört sayısını “kalınacak gün sayısı +1” şeklinde hesaplıyorum.
·        İç çamaşırını hala bol tutmalısınız. 4 yaş tatilinde 3 gün ishal oldu çocuklardan biri, yıkayıp kurutalım derken ancak yetti.
·        Oyuncaklarını artık kendileri seçebilir, hatta kendi sırt çantalarını hazırlayıp taşıyacak yaştalar. Hatta hemen alın, çoraptı, küçük arabaydı, boya  vs gibi parçalar için bavulda yer kazanırsınız. Sadece sırt çantaları için dikkat edin ağır olmasın.
·        Oyuncak seçimini onlara bırakın dedim ama göz kulak olmakta fayda var, maazallah tüm bavulunuzu kaplayacak büyüklükteki dinozorunu ya da kitaplığındaki ennnn kalın kitabını seçebilir.

5 yaş için neler götürdüm?
Bu yaz 2 yurt içi, 1 yurtdışı gezisi yaptık, yurtdışı gezimizi daha sonra detaylıca yazacağım.
·        2 adet kabin içi boyda bavul aldık, şöyle arabalı cicili bicili bi şey değil, ama hafif kolay çekilebilir bir şey tercih ettik.
·        Tuvalet için adaptör filan yok artık, sadece ıslak mendil yeterli. Uni baby 15li tatil boyu da çıkmış bu arada :)
·        Bavullarını kendileri hazırladılar.
                - Anneeea ne koyucaaam?
                - oğlum 3 tişört koy
                - Aneeea başka ne koyucaam?
                - 4 çift çorap koy
                ....
                - Anneeea bavul doldu, oyuncaklarım hiç yer kalmadıııı amaaaa
                - kalır kalır, şunu bunu da koy
gibi bir diyalogla son 5 yılın en hızlı çanta hazırlama sürecini yaşadık. Onlar kendi bavullarını hazırlarken ben de bizimkini doldurdum. Onlarınkini kontrol ettim, gereksiz boşluklarını düzelttim, gidilecek lokasyona göre oyuncaklarını koydular.
·        Çocuklara da artık terlik gerekiyor, reklama girecek ama crocstan çok memnun kaldık, o kadar gezdik ettik, ayaklarını hiç vurmadı, parasının hakkını çıkarttı.
·        Oyuncak ebatları ve seçimleri değişti, çantalar da rahat etti. 2-3 minicik araba, 1 defter 3 kalem ile durumu kurtardık.
·        Deniz tatiline uçakla gidiyorsanız ve giderken eğer kalacağınız yere yakın market varsa evden taaaa oralara kova, tırmık vs taşımayın, hem bavulunuz hem de sizin aklınız rahata etsin, marketten 5-10 TL ye yenisini alın. 

Artık 6 yaş tatilimiz bakalım nasıl olacak. Bavul hazırlama konusunda heveslerini aldıkları için "anneee benim işim var şimdi, sen benim yerime hazırla" gibi cümleler duyma olasılığım yüksek gibi :) 

Çarşamba, Mart 26, 2014

Annelik Her Zaman Tozpembe Değil

Alalı epey olmuştu, ancak fırsat buldum okumaya. Daha 2-3 bölüm okur okumaz bu yazıyı yazmam gerektiğini anladım.

Sevgili anneler, anne adayları, anne olmayı düşünenler planlayanlar, annelik müessesesini merak edenler ve anneleri niye böyle davranıyor diye düşünen tüm çocuklar!!! Lütfen Blogcu Anne'nin yazdığı "Annelik Her Zaman Tozpembe Değil" adlı kitabı alıp okuyunuz okutturunuz.

ve tabii ki sevgili babalar, baba adayları sizler de bir zahmet bu kitabı alın, sabırla sonuna kadar okuyun, sizin için anlamsız, ama bizim için anlamlı olan o hareketleri niye yaptığımızı bir nebze anlarsınız :)

Pazartesi, Ocak 27, 2014

Salı, Kasım 19, 2013

İş Bankası Kültür Yayınları - Hareketli Kitaplar

İş bankası kültür yayınlarının "Hareketli Kitaplar" serisinden kitap aldığımda çocuklar 2 yaşlarını daha doldurmamışlardı, şu anda 4 yaşını geçtik, ama hala favori kitapları arasında yer alıyor.

El göz koordinasyonunu geliştirmek, 3 boyut algısını desteklemek ve kendi hikayelerini oluşturabilmeleri için sayfalardaki hareket ettirilebilen parçalar çok güzel. 2 seneden uzun süredir bizimkilere dayandığına göre epey de dayanıklı diyebiliriz. Yalnız küçük yaşlarda çocuklar açıp kapanan/dönen parçaların arkasına bakmak ya da çıkartmak isteyebiliyorlar, tabii bu da parçanın yırtılmasına sebep oluyor, çocuk kitaba alışana kadar biraz eşlik etmeniz iyi olur.

Bu sabah Unnado'da kampanyada görünce hemen yazmak istedim, hatta evde eksik olanları da sipariş verdim :)

Cuma, Kasım 01, 2013

Çocuklarla Belgrad Turu

Çocuklar geçtiğimiz ağustos ayı itibari ile 4 yaşında oldular. Şeker bayramındaki küçük tatili fırsat bilerek kısa bir yurtdışı tatili denemesi yaptık. Hem uçuş süresinin kısa olması hem de vize istememesi sebebiyle Sırbistan'ın başkenti Belgrad'a gidelim dedik.

Türk Hava yollarının gittiğiniz günü kazanabileceğiniz şekilde erken saatte giden, döndüğünüz gün öğleden sonra evde dinlenebileceğiniz şekilde sabah dönen uçak saatleri bizim için çok uygun oldu. Cuma sabah gidip, pazartesi sabah döndük, sonuç olarak 3 gece ve net 3 gündüz kalmış olduk.

Araç trafiğine kapalı Knez Mihailova caddesindeki Belgrade Art Hotel'de kaldık, otelin kapısından dışarı fırlayan 2 çocuk için epey güvenilir konaklama yeri oldu. Kalemegdan, hayvanat bahçesi, yemek yerleri açısından merkezi bir noktada yer alıyor. Otelin kapısının önüne kadar taksi gelmiyor, bi 100 m kadar çantanızı kendiniz taşımanız gerekiyor. 2 çocuk ve 2 bavul ile bu mesafeyi yürümekte zorlanmadık açıkçası. Otel personeli çok güleryüzlü ve yardımsever, giriş katındaki pastaları da nefisss.

Gelelim 2 tane 4 yaşında çocukla Belgrad'da nereler gezilir?
  • Çok güzel ve temiz bir şehir.
  • Halkı çocuk dostu, bizimkiler bağırıştığı zaman gürültü yapan çocuklar diye değil, eğlenen çocuklar diye baktılar. 
  • Ulaşım ucuz, Hayvanat Bahçesi aslında yürüme mesafesinde ancak biraz zaman kazanalım, içeride daha çok dolaşırız dediğimiz için otelden taksi ile gittik, 8 euro'ya denk gelen bir ücret ödedik.
  • 3 günün 2 gününü Hayvanat Bahçesinde geçirdik; aslan, ayı, kaplan, albino leopar, timsah, su aygırı, zürafa, zebra, fil vs vs epey çok hayvan var, alan çok geniş, yemyeşil olduğu için 2 günde bile her yerini gezebildiğimizi söyleyemem. Tabelalar Sırpça olduğu için hayvanlarla ilgili yazıları okuyamadık maalesef. 
  • Görmeniz gereken yerlerden birisi kesinlikle KALEMEGDAN yani Türkçe’siyle Kalemeydan, Belgrad Kalesi, kocaman parkı, muhteşem manzarasıyla çok güzel bir gezi alanı. Tepeye çıktığınız Tuna ve Sava nehirlerinin kesiştiği noktayı görebilirsiniz. Çocukları bırakın kocaman ağaçların arasında koştursunlar.
  • Şehrin yeni yerleşim bölgesinde UŠĆE alışveriş merkezi var, bizim alışveriş merkezlerinden bir farkı yok, sadece en üst kattaki oyuncak mağazası ilgimizi çekti, çocuklara bir iki oyuncak alıp çıktık. Fiyatlar Türkiye ile hemen hemen aynı değerdeydi.
  • Otelimizin olduğu caddenin bir paralelindeki caddede Akademik Park olarak da bilinen Studentski Park'ta minik bir çocuk oyun parkı var, çocukların enerjilerini atmaları için iyi bir fırsat olabilir. Onlar oynarken siz de yemyeşil parkın keyfini çıkartırsınız.
Gelelim 2 tane 4 yaşında çocukla Belgrad'da ne yenir?
  • Kahve çok ucuz ve lezzetli.
  • Kahvaltı : Otelin kahvaltı büfesi hayli zengindi, damak tadımıza ve çocuklara göre bir şeyler bulmakta zorlanmadık.
  • Ara öğünlerKalenić Pijaca, Belgrad'ın sabit pazarı. Kaldığımız otel 10 dakika yürüme mesafesindeydi. Çocuklarla eşimde otelde öğlen şekerlemesi yaparken ben gidip atıştırmalık muz, akça armut, mürdüm eriği filan aldım, dolaşırken kan şekerimizi dengelemek için pratik oldu.
  • İstanbul'dan giderken bavula 2-3 paket galeta ve çiğ badem de almıştık, ani enerji desteği gereken durumlarda çok işe yaradı. 
  • Öğle ve akşam yemeği : Izgara somon, ızgara et, pizza, makarna, salata yedik. Çocuklar için aman sağlıklı beslensin diye takılmadık, amacımız öncelikle karınlarının doyması, kan şekerlerinin düşüp cozutmamaları bizim için en önemli kriterdi. Tabii önce karınları doysun derken bi tabak dolusu patetes kızartması da yedik mi yemedik elbette :)
  • Otelimize yakın paralel sokaktaki Monument'ta 2 gece yemek yedik, hem servisinden hem de yemeklerinden çok memnun kaldık. 
  • Bu restorana yakın hemen çaprazda market var, su vs alabilirsiniz.
Şehri çok beğendik, bi fırsat olsa da bi daha gitsek dediğimiz, tadı damağımızda kalan bir şehir oldu. 

Pazartesi, Şubat 27, 2012

Üç Kedi Bir Dilek


YapıKredi Yayınlarından bu ay çıkan Sara Şahinkanat'ın öyküsünü yazdığı, Ayşe İnan Alican'ın da resimlediği ÜÇ KEDİ BİR DİLEK isimli kitap benimkilerin favori kitabı oldu. Hem resimleri hem de öyküsü ile insanın içini ısıtıyor.


Normalde kitapları ikişer tane almam, ama bizimkilerin kedilere karşı özel zaafı olduğundan bu kitaba torpil geçtim oldu :)

Salı, Şubat 21, 2012

Playskool Renkli Variller ve Küpler


Çocukların küçük oldukları, her şeyi ağızlarıına götürdüğü dönemde hem parçası hem de materyali açısından güvenli olmasına dikkat oyuncak almaya çalıştım. Playskool'un tüm oyuncaklarını tavsiye ederim, dönem dönem marketlerde kampanyaları oluyor, denk gelirseniz alıp stok yapmanızı öneririm. Playskool'dan aldığımız bütün oyuncaklar çok sağlam çıktı, çok da uzun ömürlü oldu.

Örneğin resimlerini eklediğim bu renkli variller ve küpleri çocuklar 6 aylıkken filan almıştım, 2.5 yaşında oldular hala kullanıyoruz, fiyatı da gayet hesaplı. Varilleri birleştirebilmek çocuk için çok önemli bir adım, küpleri boyutlarına göre sıralayıp kule yapmak problem çözme ve büyük/küçük kavramlarını geliştirmesini sağlıyor.

Biz şimdi bu oyuncakları nasıl kullanıyoruz : bardak/tabak oluyor evcilik oyunuyoruz, renklerine göre grupluyoruz, varillerin içine ceviz/fındık koyup müzik yapıyoruz...

Perşembe, Ocak 26, 2012

Çamaşır mandalları


Tüm nesillerin oynadığı/oynayacağı oyuncak ne deseler, kesinlikle çamaşır mandalı derim :) Bizim zamanımızda şimdiki gibi öyle yanar döner, ışıklı, çiçekli böcekli, zeka geliştiricili oyuncak yoktu, 1-2 plastik ya da örgü bebek, evde kullanılmayan tencere tava vardı. Şimdiler bir oyuncak dükkanına girin, mini makyaj masasından tutun, blender, çamaşır makinası, envai çeşit robot vs vs dünyanın oyuncağı var.

Bizim aldıklarımız, hediye, eş dosttan gelenlerle ev tıka basa oyuncak dolu. Ama napıyor benim köfteler annesinin çamaşır mandallarına ve sepetine dadanıyorlar. O mandallar tren, helikopter, tırtıl, makas oluyor; sepetin içine sayarak dolduruyoruz, tişortümüzün kenarlarına takıp kuş oluyoruz, artık hayal güçlerine göre ne isterlerse yapıyorlar.

Biz çamaşır asarken hemen yardıma koşuyorlar, kenarlarda bıraktığım boş tellere ya da astığım çamaşırlara onlar da mandalları tutturuyorlar. İnanın evdeki bir çok oyuncaktan daha fazla zaman geçiriyorlar. Hem öyle oyalansınlar gibi de düşünmeyin, aslında çıktısını düşünürsek mandal ile oynamak hayal gücü + ince motor gelişimi için çok önemli bir aktivite veeee her evde bulunan çok ucuz bir malzeme, tavsiye edilir :)

Pazartesi, Ocak 02, 2012

Uyku Düzeni

Çocuklar ilk doğduklarında anne karnında beraber olmalarının verdiği alışkanlık ve güven hissi devam etmesi 2 ay kadar aynı park yatakta yatırdım ve benimle aynı odada kaldılar. Daha sonra eller kollar oynamaya, birbirlerine çarpmaya başladıklarında kendi odalarında kendi yataklarına uyutmaya başladım.

İlk aylarda kendi kendilerine uyuyabiliyorlardı, ama gaz olayı işin içine girince ev tipi anakucakları için sallamaya başladık. Anakucağında sallayıp uyutuyoruz, yatağa koyuyoruz, hop yarım saat sonra uyanıyorlar, haydi sil baştan, tekrar salla-uyut-yatağa koy-uyansın bu döngü sabaha kadar devam eder, anne işe mosmor gözlerle uykusuz işe gider. Bu şekilde sallanıp uyuma olayı taaaaam 17 ay devam etti.

Uykusuzluğun annenin canına tak ettiği bi gece "koca adam oldunuz yatın bakayım yataklarınızda" dedim, o gece 2 saate kadar direndiler, tabii bu süre içinde hiç yalnız bırakmadım, yanlarında oldum, pışpışladım, en sonunda o kadar çok uykulardı var ki yorulup uyuyakaldılar. Sonraki günler anakucağını yine istediler, koyduk ama sallamadık, baktılar sallanma bitmiş biraz pışpışla uyudular. Sadece gece ilk uykuya geçiş biraz sancılı oldu, ama kararlı davranınca ve 5 güne varmadan tüm sallanma faslı bitti.

Bu kendi kendine alıştırma sürecinde bence en önemli konu evdekilerin tutarlı davranmasıdır, babaannemiz ve bakıcımızla da yöntem üzerinde anlaştık. Hatta sonrasında el/ayak alışkanlığımıza rağmen iyice unutmaları için uzun bir süre sallamamaya çok ama çok dikkat ettik.

Artık 28 aylık olduk, yaklaşık 10 aydır kendi kendimize uyuyoruz, deliksiz bir uyku mu hayır, her gece mutlaka biri kalkar, hele de kış olduğu için geceleri burunları tıkanıyor, soğuk hava nemlendiricisi çalıştırıyoruz, ama bir yere kadar yardımı oluyor.

Velhasıl uyku konusundan yatağına ve kendi kendine uyumaya alıştırmaktan korkmayın, çocuğu ağlatmak olarak düşünmeyin, bebek kendini sözcüklerle ifade edemediği ve tek iletişim yöntemi ağlamak olduğu için ağlıyor, aslında : "anne ben sallanmaya alıştım, kendi kendime nasıl uyunur bilmiyorum, n'olur yardım et, çok uykum var" diyor. Ağlarken odasında yalnız bırakmayın sakinleştirin, sarılın, dokunun, öpün, pışpışlayın, daha anlamaz demeyin ne yapması gerektiğini defalarca anlatın, sizin ses tonunuzdan anlayacak, rahatlayacaktır.

Yeni yılı uyku ile açtık, deliksiz uyku dolu geceleriniz olsun.

Mutlu yıllar ...

Salı, Aralık 27, 2011

Çocuklara Bere ve Atkı



Bizim buralarda havalar iyice soğudu, yüksek tepelerde kar var, dışarı çıkarken soğuktan korunabilmek için bere ve boyunluğumuzu mutlaka takıyoruz.

Babaannemizin Alize'nin örgü dergisindeki tarife göre ördüğü bere işte karşınızda, takım olsun diye de atkısını ördü.

Bere : Dergideki tarife göre örüldü, ancak benimkiler bağlatmayacağı için ucuna ip yapmadık, çıtçıt dikeceğiz muhtemelen.

Atkı : Bi ters bi yüz şeklinde klasik atkı olarak ördük.

Malzeme : Bir atkı + bere takımı için 1 yumak yeterli, 5 numara şiş

Salı, Aralık 20, 2011

Turkuazoo

Pazar günü havanın kapalı ve yağışlı olmasına aldırmadan baba, anne, dede, babaanne ve 2 minno arabaya doluştuk, Turkuazoo yoluna düştük. Saat 11 gibi yola çıkmış olmamıza rağmen trafik fena değildi, araba ile Kartal'dan Bayrampaşa'ya 45 dk gibi bir süre içinde vardık.

Turkuazoo, Forum İstanbul alışveriş merkezinin içinde yer alıyor, gezi öncesi enerji depolamak isterseniz IKEA'da bir şeyler atıştırabilirsiniz.

İçerisi hafif karanlık olduğu için çocuklara birebir eşlik etmek gerekiyor, benimkilerden biri ısrarla beyaz büyük balığa takıldığı için sürekli geri kaçıp duruyordu, daha çok büyük balık göreceğiz, köpekbalıkları da varmış diye ancak ikna ettik. Deli danalar gibi koşup "balık balık, sarı balık, turuncu balık, büyük balık, kocaman balık" diye bağırışıp durdurlar.

Girişteki akvaryumların çoğu çocukların görebileceği yükseklikte, 80 metre uzunluğundaki tünel de çok keyifli. Ancak camekanlar biraz yüksek olduğu için çocukları kucağımıza almak zorunda kaldık, aslında bizimkiler tünelde balıklardan ziyade yürüyen bantla ilgilendiler, o da ayrı konu :) Çıkışa doğru o kadar yorulmuşlardı ki, bi baktım kenarlardaki yükseltilere oturmaya başlamışlar.

Bilet fiyatları malesef biraz pahalı, biz internetteki bir fırsat sitesinden aldığımız indirim kuponuyla gittik, bu şekilde biraz daha hesaplıya geldi. Fırsatınız olursa gitmenizi öneririm.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...